Tasavvufun belli bir şeklini yaşamak için “şeyhin” lüzumlu ve gerekli, diğer bir şeklini yaşamak için ise şart ve zorunlu olduğunu belirten sûfiler; bu yola girmemenin doğuracağı zararları ve bunun yol açacağı manevî felaketleri göstermekten geri durmamışlardır. Bu yolda bazıları yolunu kaybeder, şeytanın oyuncağı haline gelirler.
Bir kere müridlerinden biri Sehl b. Abdullah’a: “Üstad! Ben her gece baştaki gözle Allah’ı görüyorum” deyince Şeyh: “Bir daha görürsen gördüğün şeyin yüzüne tükür” demişti. Mürid ertesi gece onu görünce yüzüne tükürmüş ve gördüğü şeyin şeytandan olduğunu anlamıştı. (Serrac, Lum‘a, 544) Şeyhi olmayanlar ömür boyu şeytanın tuzağında tutsak kalırlar.
Abdulvahid Zeyd de, geceleri cennete gittiklerini sanan bir topluluğa, aslında şeytanın onları çöplüğe götürdüğünü göstermişti. (Serrac, 545)
"De ki: Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."
( Tevbe - 51)
BİR HADİS
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bildirmiştir: Peygamber şöyle buyurmuştur.
"Zenginlerin davet edilip de fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği, ne kötü bir yemektir!"
Müslim, Nikah, 107, (ll,1054)