Nitekim Hz. Ömer el-Fârûk (radýyallâhü anh), Enes Ýbn-i Mâlik (radýyallahü anh)'in huzurunda diz çöküp, mütevazý bir edâ içinde oturdu ve:
“Yâ Enes! Siz yýllarca Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem'in hizmetinde bulundunuz, Binaen aleyh O'nun huzuru saâdetlerinde ömrünüzü geçirdiniz. Bu sebeple siz, münâfýklarýn hallerini, kalplerinde nifak bulunup bulunmadýðýný çok rahat kestirebilirsiniz. Benim kalbimde de nifak alâmeti var mýdýr, bakýnýz.” diye ricâ ettiði zaman, Hz. Enes hüngür hüngür aðlamaya baþladý. Hz. Ömer, Hz. Enes'in bu aðýt ve gözyaþlarýný kalbinde nifak izleri taþýdýðýna hamlederek, onu bastýrýrcasýna daha þiddetle aðlamaya baþladýðýnda Hazreti Enes:
“Yâ Ömer! Lütfen susunuz ve sâkin olunuz. Fârûk olan siz bile nifak belâsýndan bu kadar korkmaktasýnýz. Bu yüce hassasiyetinize bakýyor ve ben kendi baþýma yanýp aðlýyorum.” cevabýný verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer:
“Yâ Enes! Nifak ve imtihandan ancak münafýklar emîn olur. Allah'ýn mekr ve imtihanýndan emin olma!” buyurdu.
Burada söylenen nifaktan maksadýn þirkle deðil riyâ ile ilgili olduðu unutulmamalýdýr.
Ýmam Kuþeyrî meþhûr Risâle'sinde þöyle buyurmaktadýr:
“Tarikat þeyhi durumunda bulunan sûfîler; naklî, aklî ve zâhirî ilimleri ilme'l-yakin bilmekten, ayne’l-yakîn görme derecesine yükselmiþ kimselerdir. Öyle ki, insanlar için gaybî olan bir þey, onlar için apaçýk ve gözleri önünde seyredilebilir. Diðer insanlar taklit ve istidlâl, onlarsa tahkik ve vuslat ehlidir.”
“Leylâ, bizler senin güzelliðinle aydýnlanmakta insanlar ise karanlýkta kalmaktadýr.” denilmiþtir. Fahreddin-i Râzi kuddise sirrahû'dan bu konuya ýþýk tutmak üzere þöyle bir rivâyet anlatýlmaktadýr.
Baðdat'a gitmek üzere yola çýkan Râzi, þehrin giriþine yaklaþtýðý vakit, ihtiyar bir kadýn dýþýnda bütün yöre halkýnýn kendisini karþýlamak üzene beklediðini görür. Kadýnýn hayret verici bu hareketi Râzi'ye haber verilince, onun bu davranýþý merakýný celbetmiþ ve ziyâret etmek maksadýyla yanýna gitmiþ, karþýlamaya çýkmamasýnýn sebebini sormuþtu. Bunun üzerine kadýn:
“Sana ta'zîm ve hürmet göstererek debdebe ile karþýlamanýn sebebi nedir? Ne özelliðin var ki böyle davranmak gerekiyor?” þeklinde cevap verdi. Râzî ise:
“Ben Allah'ýn varlýðý ve birliðini binlerce delil ile ispata muktedir bir ilim adamýyým, O yüzden olsa gerek” deyince yaþlý kadýn ibret verici ve düþündürücü þu cevabý lütfetti:
“Allah ü Azimüþþân'ýn varlýðý ve birliði konusunda bir þüphe ve tereddüdümüz yoktur. Dolayýsýyla O'nu ispat için bir delil ve dayanak aramak ihtiyacýný da hissetmiyoruz. Zira biz Cenâb-ý Hakk'ýn tevhid denizinin dalgalarý arasýnda gark olmuþ, müþâhede ve vuslat ehliyiz. Siz ise taklit ve istidlâl ehlisiniz.”
Fahreddin-i Râzi, kadýnýn ma'rifet ve irfan dolu bu cevabýný gönülden tasdik etti.
Sûfi ve meþâyih huzûrunda mezhep imamlarý bile her zaman saygý hissi duymuþlar, onlarý kendi nefisleri üzerine tercih etmiþlerdir. Eðer meþâyihte cezbedici böyle bir meziyet bulunmasaydý, durumun tam tersiyle tecelli etmesi gerekirdi. Kaldý ki, Ýmam Þâfii'nin ümmi þeyh Þeybân-ý Râî'ye gösterdiði saygý gözlerimizin önündedir. Bütün celâl, azamet ve büyüklüðüne raðmen Hz. Ömer el-Fârûk radýyallahü anh, Enes b. Mâlik radýyallahü anh'in önünde mütevâzi bir þekilde diz çökerek oturur ve þöyle derdi:
“Ey Enes! Sen Allah Rasûlü Efendimiz'in ve Ehl-i Beyti'nin yýllarca hizmetinde bulundun. Muhakkak ki Allah ve Celle ve Alâ münâfýklarýn durumunu ve iç görüntülerini size öðretmiþtir. Nitekim Cenâb-ý Hakk:
‘Kalplerinde hastalýk olanlar, yoksa Allah'ýn, besledikleri kinlerini ortaya çýkarmayacaðýný mý sandýlar? (Hem Hz. Peygamber'e, hem de mü'minlere kin besleyen münâfýklar kâfirlere yardým ediyor, buna karþýlýk Ýman ve cihâd gibi ilâhi hoþnutluða sebep olacak davranýþlara yönelmiyorlardý. Bu yüzden görünürdeki amelleri boþa gitmiþtir.) Biz isteseydik onlarý sana gösterirdik de sen onlarý yüzlerinden tanýrdýn. Andolsun ki, sen onlarý konuþma üsluplarýndan tanýrsýn, Allah bütün iþlediklerini bilir.’
Bu âyetin nüzulünden sonra Hz. Peygamber'e hiçbir münâfýk gizli kalmadý. Hepsini simalarýndan tanýrdý.
Münâfýklarýn tanýnan bir baþka yönleri de konuþmalarýydý. Çünkü onlar Rasûlullâh’ýn huzurunda konuþurlarken müslümanlar hakkýnda üstü kapalý ve incitici konuþmalar yapanlardý. (Muhammed, 47/29-30)
“Kalbime bak ey Enes! Ýçerisinde bir nifak alâmeti görebiliyor musun?” deyince Hz. Enes, Halîfe Ömer'in nifak karþýsýndaki bu hassâsiyet ve endiþesinden hayrette kalýp aðlamaya baþlayýnca, onun bu davranýþýnýn kendi kalbindeki nifaktan kaynaklandýðýna hükmeden Hz. Ömer daha þiddetle feryat etmeðe baþladý. Bunun üzerine Hz. Enes radýyallâhü anh:
“Yâ Ömer, aðlama! Ben sizin nifaktan duyduðunuz korku ve endiþemizin þiddetinden aðlýyor ve sizin bile bundan emin olmamanýza yanýyorum.” deyince Hz. Ömer el-Fârûk radýyallahü anh:
“Yâ Enes! Nifâktan ancak münâfýklar emin olur. Allah'ýn mekr ve imtihânýndan yalnýzca hüsrâna uðrayan gafiller emniyette olur.” buyurdu. Burada sözü edilen nifak, þirkle deðil riyâ ile ilgili olan nifâktýr.