Allah için mal biriktiren kimse, Allah Teâlâ’nýn kendisine farz kýldýðý haklar için bu birikimi yapýyor sayýlýr, Bu haklardan herhangi birini gördüðünde malýný harcayacaktýr. Allah Teâlâ’nýn haklarýný eda etmek, kulun makamýný eksiltmek bir yana daha da yükseltecek bir davranýþtýr.
Biþr b. ElHars’ýn dostlarýndan biri þunu anlatmýþtýr:
“Bir gün kuþluk vakti onun yanýnda oturuyordum. Esmer bir yetiþkin içeri girdi. Yanaklarý hafif çöküktü. Biþr, onun için ayaða kalktý. Daha önce baþka biri için ayaða kalktýðýný görmemiþtim. Bana bir avuç dirhem vererek, ‘Git! Bize alabildiðin en güzel yemek ve kokulardan getir’ dedi. Daha önce bana hiç böyle bir þey söylememiþti. Yemeði getirdim ve önüne koydum. O kimse ile birlikte yemeði yedi. Daha önce onu baþka biriyle yemek yerken de görmemiþtim. Sonra þöyle dedi: ‘Yiyeceðimiz kadarýný yedik.’ Yemekten arta kalanlarý o misafir, giysisinin içine toplayarak koltuðunun altýna aldý ve ayrýldý.
Biþr’in bu davranýþýna çok þaþýrmýþ ve yadýrgamýþtým. Çünkü daha önce, müsaade istemeksizin böyle bir emir verdiðini görmemiþtim. Adamýn gitmesinden sonra Biþr bana þöyle dedi: ‘Zannederim misafirimizin yaptýðýný beðenmedin.’ Ben de, ‘Evet, yemeðin kalanýný izin istemeksizin aldý’ dedim. Bana, ‘Onu tanýyor musun?’ diye sorduðunda, ‘Hayýr’ dedim. Dedi ki: ‘O, yakýn dostumuz Feth elMusulî’dir. Bugün Musul’dan gelerek bizi ziyaret etti ve þunu göstermek istedi: Tevekkül sahih olduðu zaman, mal biriktirme ona zarar vermez. Mal biriktirmeyi terk etmek ancak makamýndaki ümidi kýsa tutmanýn gereðidir.’
Uzun yaþama ümidiyle tevekkülde bulunmak da sahihtir. Ancak bunun þartý uzun hayatýn, Allah’a itaat, O’na hizmet ve O’nun yolunda cihad ümidiyle olmasýdýr. Bu da faziletli bir hal olup ricâ ve ünsiyet ehlinden bir topluluðun yoludur.
Kulun uzun yaþama ümidi, nefsini tatmin etmek ve arzularýný doyurmak için ise, bu durum onun zühdünü eksilttiði gibi tevekkülünü de zedeler. Zühdü eksilten þey, ayný derecede tevekkülü de eksilttiði gibi zühdü arttýran þey de tevekkülü ayný miktarda artýrýr. Çünkü zühd, tevekkülün hususi þartlarýndandýr. Tevekkül ise zühdün umumi þartlarýndan biri deðildir.
Tevekkülde bir makam sahibi olan her zat kaçýnýlmaz olarak zahid iken, makam sahibi her zahid tevekkül ehli olmayabilir. Çünkü tevekkül bir makam, zühd ise bir haldir. Makamlar, Allah Teâlâ’ya yakýn kýlýnan mukarrebun zümresi, haller ise kitaplarý sað taraflarýndan verilecek ashabý yemin içindir.
Zühdün hakikatine eren kimseye, tevekkül makamý da kaçýnýlmaz olarak verilir. Çünkü hallerin hakikatine erilmesi, bunlarýn sabit kalarak istikamet üzere devam etmesi, o hallere sahip olan kimselerin makamlara ulaþmalarýný saðlar. Tevekkül eden bir kimsenin, bir ya da iki ay hayatta kalmayý ümit etmesi, ayný süre için birikimde bulunmasýný caiz kýlar. Ama tûli emel, yani uzun boylu ümitlere sahip olmak, el-Havâss’a göre kiþiyi tevekkülün hakikatinden çýkarýrken bana göre tevekkülün sýnýrýndan çýkarmaz.
Ben, tevekkül sahibinin kýrk günden fazlasý için birikimde bulunmasýný mekruh görürüm. Ayný þekilde, kýrk günden fazla yaþamayý ümit etmek de mekruh görülmüþtür. Kalbinin ýslahý ve nefsinin sükuneti için mal biriktiren ve insanlara iltifatý býrakan kimse, eðer bilinen geçimle sükunet makamýnda bulunuyor ise mal biriktirmesi kendisi için daha güzel olur. Ailesinin kalplerini teskin etmek ve onlarýn kendi üzerindeki haklarýný yerine getirerek bütün zamanýný Rabbi’nin kulluðuna hasretmek için mal biriktiren kimse, bu birikiminde fazilet sahibi olarak görülür. Çünkü o, böyle davranmakla bir yandan Rabbinin hükmünü ifa ederken, bir yandan da mesuliyeti altýndakileri gözetmektedir.
Allah Resulü (s.a.s), bilinen bir sünnet oluþturmak için ailesinin bir yýllýk geçimliðini biriktirmiþtir. O, Ümmü Eymen (r.a) ve diðer hanýmlarýný yarýn için bir þey biriktirmekten ise menetmiþtir. Ayný þekilde Bilal’e de (r.a), makam ehlinin kendisine uyabilmesi için mal biriktirmeyi yasaklamýþtýr.
Rivayete göre Allah Resulü (s.a.s) vefat ettiklerinde kendisi için dokunmuþ iki kaftaný vardý. O, ümidini çok kýsa tutardý. Mesela bevlettikten sonra su buluncaya kadar teyemmümle idare ederdi. Bu hususta kendisine, ‘Su çok da uzaðýnýzda deðilken niçin teyemmüm alýyorsunuz?’ diye sorulduðunda þöyle buyurmuþtu: ‘Kim bilir belki de ona ulaþamayabilirim’.
Allah Resulü (s.a.s) o kýsa sürede vefat etme endiþesiyle böyle yapmaktaydý. O’nun ümmetinden olup da tûl-i emel sahibi kimsenin bu fiili kurtuluþ vesilesi sayýlmýþtýr. Bu da, mal biriktirmenin ariflerin müþahedelerine baðlý olarak geniþleyip daralabildiðini göstermektedir.
Þeriat ruhsat ve azimeti içermektedir. Dini emirlerde azimet, güçlü ve tahammüllü kullara mahsustur. Ruhsatlar ise zayýf ve gevþek kimseler içindir. el-Havâss, tevekkülün þartlarýnda çok titizlenir ve mal biriktirmenin kiþiyi tevekkül dairesinden çýkardýðýný belirtirdi. Dört þeyi asla ihmal etmez ve þöyle derdi: ‘Bunlarda birikim sahibi olmak tevekkül sahibinin halini tamama erdirir. Çünkü bunlar dinin gereklerindendir: Küçük su testisi, ip, iðne ve makas.’ Sehl, mal biriktiren kimsenin, ümidini kýsa veya uzun tutmasý hususunda þöyle misal verirdi: Mal biriktirmeyi býrakan kimse, ‘Eyl’e gideceðim’ diyen kimseye benzer. Ona, ‘yanýna bir somun al’ denir. Eðer, ‘Abadan’a gideceðim’ derse, ‘iki somun al’ denir. Eðer ‘Asker’e gideceðim’ derse, o zaman da ‘öyle ise dört somun al’ denir. Mal biriktiren kimse iþte bu þekilde kýsa veya uzun ümit sahibi olmalýdýr.
Tûl-i emeli terk etme hususunda duyduðum en ilginç haber, Musa (a.s) ile ilgilidir. O, Hýzýr (a.s) ile bir araya geldiðinde açlýðýndan yakýnmýþtý. Bunun üzerine Hýzýr (a.s), ‘otur’ dedi.
Musa (a.s) da oturdu. Hýzýr (a.s) bir þeyler söyledi. Az sonra bir ceylan geldi ve ikisinin arasýnda durdu. Ardýndan ceylan, iki parçaya ayrýldý. Bir yarýsý kýzarmýþ olarak Hýzýr’ýn (a.s) önüne diðer yarýsý da çið olarak Musa’nýn (a.s) önüne indi. Hýzýr (a.s) O’na, ‘Kalk ve bir ateþ yak da nasibini kýzart’ dedi. Kendisi kýzarmýþ ceylan etini yemeye koyuldu. Musa (a.s) da onun emrettiðini yaptý ve ardýndan, ‘Niçin senin payýn kýzarmýþtý?’ diye sordu. O, þu cevabý verdi: ‘Benim dünya ile ilgili hiç bir emelim kalmamýþtýr.’ Bu bilgiler ýþýðýnda, mal biriktirmenin zahitlerin faziletlerini zühdün hakikatine engel olduðu ölçüde eksilttiðini söyleyebiliriz.
Þehr b. Havþeb, Ebu Ümame’den þu hadisi rivayet etmiþtir: Allah Resulü (s.a.s), Ali ve Üsame’ye (r.a) bir fakirin cenazesini yýkamalarýný emretmiþti. O ikisi fakiri yýkadýktan sonra, Allah Resulü de (s.a.s) hýrkasýyla onu kefenledi. Fakiri defnettikten sonra ashabýna þöyle buyurdu: ‘O, kýyamet günü yüzü ayýn on dördü gibi parlayarak diriltilecektir. Eðer bir kusuru olmasaydý yüzü güneþ gibi parlayarak diriltilecekti.’
Sahabe, ‘Kusuru ne idi ey Allah’ýn Resulü?’ diye sordular. O da þöyle buyurdu: ‘Bu kimse, çok oruç tutan, namaz kýlan ve Allah’ý sürekli anan biriydi. Ama kýþ geldiðinde yazýn elbisesini, yaz geldiðinde de kýþýn elbisesini hazýrlardý’, Allah Resulü (s.a.s) baþka bir hadisinde de þöyle buyurmuþtur: ‘Size en az verilen þey; yakini iman ve sabýr azmidir. Her kime bunlardan bolca verilmiþse, kaçýrdýðý gece namazlarýný ve gündüz oruçlarýný önemsemez.’
Ariflerden bir zatýn þöyle dediðini naklettiler: ‘Rüyamda kýyameti kopmuþ gibi gördüm. Ýnsanlar zümre zümre cennetin farklý katlarýna sevk ediliyorlardý. Ýnsanlarýn en iyi ve en yüksek konumda olup, cennete en çabuk gidenlerine baktým ve kendi kendime, “Bunlar cennetliklerin en üstünleri, ben de bunlara katýlayým’ dedim. Onlarýn arasýna girerek yollarýný paylaþmak istedim. Derhal onlara refakat eden melekler önüme çýktýlar ve bana mani olarak þöyle dediler: Yerinde kal ve kendi yoldaþlarýný bekle, sen onlarla beraber gireceksin. Onlara, ‘Benim bu öncelik sahipleriyle birlikte girmeme niçin engel oluyorsunuz?’ diye sorduðumda þu karþýlýðý verdiler: ‘Bu yola ancak tek bir gömleði ve her þeyden sadece bir taneye sahip olanlar girebilir. Senin ise iki gömleðin ve her eþyadan çift çift malýn var.’ O an aðlayarak uyandým ve kendime, her þeyden sadece bir taneye sahip olmaya söz verdim.’
Huzeyfe el-Mar’aþi þöyle derdi: ‘Kýrk yýldýr sadece bir gömleðim oldu. Selefi Salihîn’den birçoðu, yeni bir giysi veya eþya aldýklarýnda öncekini elden çýkarýr ve birçok eþyadan tekiyle yetinirlerdi. Bütün bunlar zühdün hakikatine ermenin iþaretleridir. Tevekkül ehlinin fazileti de bunu gerektirir.
Ebû Tâlib elMekkî, Kûtu’l-Kulûb (Kalplerin Azýðý), Ýz Yayýncýlýk: 3/ 7276.