New Page 1

ŞİİRLER

8 29/04/2009
Toprağın (ananın) Dilinden
8 14/10/2008
Kadiri Marşı
8 01/05/2007
Mahşer Yolu Tutacaksın
8 20/02/2007
Namaz

SON EKLENENLER

4 Fitre Sadakası
4 Zekat Kimlere Verilir, Kimlere Verilmez?
4 Unutulan Sünnet, İtikâf
4 Râbıtada Gâye
4 Meşhur Sûfîler, Bişr Hafi (v.227/841)
4 Mürşid-i Kâmilin Vasıfları, Prof.Dr. S.Uludağ
4 Pirimizden... Rehberin Kim?
4 Bulanık Su
4 Divân-ı Hikmet'ten... Ahmed Yesevî (k.s)
4 Hazreti Şems

KİTAP TANITIMI

Hazreti Şems

Zaman Yaklaşıyor

Mahabbet Mektupları

LİNKLER

ANKET

Yönetici :..
Tasavvuf ile aşağıdakilerden hangisini hedeflemeliyiz?
Seçenekler
Gizli sırlara vakıf olmayı
Güzel ahlak ve amel sahibi olmayı
Keşif ve keramet sahibi olmayı
Manevi makam sahibi olmayı

Sonuçları Göster

ZİYARETÇİ SAYACI

Sayac
Tekil (Bugün) 82
Toplam 617903
En Fazla 3062
Ortalama 398
Üye Sayısı 1207
Bugün Üye Olan 0

ÜYE GİRİŞİ

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

MÜRİDAN

New Page 1
 
Sûr’a Üfürmek ve Kabirden Kalkmak
Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
Nasıl rahat olayım ki, Sûr sahibi (Hz. İsrâfil) boruyu ağzına almış, cepheye dönmüş ve kulağını dikmiş, ne zaman üfleme emri geleceğini beklemektedir.
26/04/2009

 Mukatil’e (r.a) göre “Sûr” bir boynuzdur. Hz. İsrâfil (a.s) ağzını boru şeklindeki bu boynuzun üzerine koymuştur. Boynuzun başının çevresi yerle gök arası genişliğindedir. İsrâfil (a.s), gözünü Arş’a dikmiş ne zaman ona ilk üfleme emri geleceğini beklemektedir.

 İsrâfil (a.s) ilk defa Sûr’a üfleyince yerde ve göklerde bulunan her canlı yere baygın düşer. Yani Allah’ın (c.c) canlı kalmalarını diledikleri dışında bütün canlılar, şiddetli korku yüzünden ölüverirler. Canlı kalacak olanlar Cebrail, Azrail, Mikâil ve İsrâfil’dir (Allah’ın selâmı üzerlerine olsun).

 Bundan sonra Azrail (a.s), alacağı emir uyarınca sırasıyla Cebrail (a.s), Mikâil (a.s) ve İsrâfil (a.s)’in canını alır, en sonunda yine emir uyarınca kendisi ölür. İlk sûr üflemesinin arkasından ölen bütün canlılar, kırk yıl öylece berzahta kalırlar. Kırk yıl sonra Allah (c.c), İsrâfil’i (a.s) dirilterek ona Sûr’a ikinci sefer üflemesini emreder.

 Bu durumu Kur’ân-ı Kerim şöyle bildirir:

 “Sonra ona (Sûr´a) bir defa daha üflenir, o zaman onların (canlıların) hepsi ayaküstü dikilmiş bekler durumdadır.” (Zümer Sûresi, 68)

 Peygamberimiz (s.a.s) aynı bahiste şöyle buyuruyor:

 “Bana peygamberlik verildiği zaman Sûr’un sahibi geldi, Sûr’u ağzına aldı, bir adımını öne, öbür
adımını geriye doğru açtı, her an ne zaman üfleme emri alacağını bekliyor, aman Sûr’u üflemeden çekininiz.”

 Şimdi kabirlerden doğrulurken ilk baygınlığın korkusunu hâlâ üzerlerinden atamamış olan ve haklarında verilecek olan hükmün iyimi kötü mü olduğunun endişesine kapılan canlıların zavallılığını, hayal kırıklığını ve çaresizliğini düşün!

 Sen de aralarında olsan onlar gibi gönül kırıklığına uğrar, onlar gibi hayrette kalırsın. Hatta yeryüzünün varlıklarından ve ileri gelenlerinden biri de olsan, aynı başkaları gibi şaşkınlık ve hayal kırıklığı içinde olacaksın, yeryüzünün kralları o gün herkesten daha zavallı, daha cüce ve daha önemsiz olacak, tohum tanesi gibi kalabalığın ayakları altında ezileceklerdir.

O sırada bütün vahşî hayvanlar, başları öne eğik olarak, daha önce mahlûkattan kaçtıkları halde bu defa onların arasına karışarak ve hiç bir günaha bulaşık olmadıkları halde yeniden diriliş emrine boyun eğerek dağlardan ve çöllerden Mahşer’e doğru yönelirler.

 Sûr üfürüğünün ürküntüsünün doğurduğu baygınlığın şiddeti onları da Mahşer’e sürükleyerek daha önce insanlardan kaçtıklarını ve canlılardan ürktüklerini onlara unutturur.

 Nitekim ulu Allah (c.c) bu hususta şöyle buyuruyor:

 “Vahşî hayvanlar diriltilip bir araya toplandığı zaman” (Tekvîr Sûresi, 5)

 Sonra manzaranın dehşeti karşısında ürpererek durumun farkına varacak olan inatçı kâfir ile şeytanlar. Allah’ın  (c.c) su âyetini doğru çıkarmak üzere, belirirler.

 “Rabbin hakkı için biz onları şeytanlar ile birlikte toplayacak ve cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş halde bekleteceğiz.” (Meryem Sûresi, 68)

 O zaman gerek kendi halini ve gerekse kalbinin oradaki halini düşün. Daha sonra bütün diriltilen canlılar çırılçıplak, yalın ayak ve başıkabak olarak Mahşer yerine nasıl sevk edilirler. Bir bak da Mahşer yeri dümdüz, bembeyaz, engebesiz ve apaçık bir yerdir. Üzerinde ne arkasına saklanacak bir tümsek ve ne de içine girip saklanacak bir çukur var.

 Birinci sefer Sûr’a üflendikten sonraki ikinci Sûr üflemesi ile bütün canlı türlerini, aralarındaki bütün farklılıklara rağmen bir araya getirip Mahşer yerine sevk eden Allah (c.c), noksan sıfatlardan ne kadar uzaktır! Bu manzara karşısında bütün kalplerin ürkerek çarpması ve bütün gözlerin korkudan fal taşı gibi açılması gayet tabiidir.

 Nitekim Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:

 “Kıyâmet Günü bütün insanlar, bitki örtüsüz, sığınak ve işaretsiz, dümdüz ve bembeyaz bir alanda toplanırlar.”

 Zaten bu alanı yeryüzü alanları gibi sanma, aralarında sadece isim ortaklığı var.

 Nitekim ulu Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

 “Yerin ve göklerin olduklarından başka bir duruma çevrildikleri o gün onlar (insanlar) tek ve hükmünde ortaksız olan Allah’ın huzuruna dikilirler.” (İbrahim Sûresi, 48)

 İbni Abbas (r.a) der ki: “Bu değişiktik şöyle gerçekleşir:

 Yeryüzünün bazı yerleri kırpılır, bazı yerlerine eklemeler yapılır. Ağaçları, dalları, vadileri ve bunlara benzer engebeleri ortadan kalkarak tabaklanmış deri yüzeyine kan damlamamış bembeyaz bir yumurta kabuğu ve üzerinde hiç bir günah işlenmemiş bir alan olarak yayılır.

 Göklerin de güneşi, ayı ve yıldızları ortadan kalkar.”

 Ey zavallı insan, bu günün dehşet ve fevkalâdeliğine dikkat et. Bütün canlılar bu alanda toplandığı zaman gökteki yıldızlar kayıp, başlarına düşer, güneş ve ay kararır, bu arada bütün ışık kaynakları söneceği için yeryüzü koyu bir karanlığa gömülür.

 İnsanlar bu durumda iken diğer taraftan gökyüzü meleklerin kimi eteklerinde ve kimi de doruğunda dururken beş yüz yıl boyunca tepelerinde dönerek bütün katilik ve kalınlığına rağmen paramparça olur.

 Kim bilir, gökyüzü parçalanırken kulaklarına ne korkunç bir ses gelir. Gök o kadar iri ve sert gök cisimlerinin paramparça olarak boşluğa düşmeleri ve yer yer sararmış sıvı gümüş halinde akıp inmesi, göklerin sıvı bir maden haritasına, dağların hallaç pamuğuna dönüşmesi, insanların pervaneler gibi öteye beriye serpilmesi ve hepsinin yalın ayak çırılçıplak yürümesi kim bilir, ne korkunçtur!

 Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:

 “İnsanlar yalınayak, çırılçıplak, sünnetsiz olarak ve kulak memelerine kadar tere batmış olarak yeniden dirilip bir araya getirilir.”

 Bu hadisi rivayet eden Peygamberimizin (s.a.s) eşi Hz. Sevda (r.a) şöyle diyor:

 “Bu sözleri işitince Peygamberimize (s.a.s): ‘Ne çirkin şey!” Birbirimizin her tarafını göreceğiz’ dedim. Bana şu cevabı verdi: ‘O gün herkesin kendi derdi, onları birbirine bakmaktan alıkoyar. Herkes başka şey ile ilgilenemeyecek derecede kendi başının derdine düşer.”

 Ne dehşetli bir gün ki, herkesin edep yeri açıkta olduğu halde kimse kimseye başını çevirip bakmaz. Nasıl baksın ki, insanların bir kısmı karin üstü ve yüz üstü sürünmekten takat bulup başkasına dönüp bakamaz bile!

 Sahâbilerden Ebû Hureyre (r.a) der ki: Bir gün Peygamberimiz (s.a.s) buyurdu:

 “Kıyâmet günü insanlar üç gurup halinde Mahşer yerine toplantıya gider. Binekliler, yayalar ve yüzüstü sürünenler.

 Aramızdan biri: “Yâ Rasûlallâh! Üçüncü gurup yüzüstü sürüne sürüne nasıl yol alabilecek?” diye sordu, Peygamberimiz ona: ‘O kimseleri ayakları ile yürüten Allah (c.c) yüzüstü süründürerek yol almalarını sağlamaya da muktedirdir.”

 Gözlerin görmediği, alışkanlık haline getirmediği şeyi inkâr etmek insanin değişmez huyudur. Eğer insanoğlu, yılanın karın üstü sürünerek şimşek hızı ile yol aldığını gözleri ile görmese, ayaksız yol almayı tasavvur etmeye bile yanaşmazdı.

 Aslında ayaküstü yürümeyi görmeyen bir kimse için o da olacak bir şey değildir.
Buna göre dünya ölçülerine uymuyor diye Kıyâmet günü hakkında bildirilen şaşırtıcı gelişmelerden her hangi birini inkâr etmekten sakınmalısın. Çünkü eğer sen daha önce gözlerin ile görmemiş olsaydın, sana sunulacak olan bir takim şaşırtıcı dünya gelişmelerini de şiddet ile inkâr ederdin.

 O halde kendini çırılçıplak, perişan, zavallı, şaşkın, apışıp kalmış bir durumda hakkında verilecek hükmün iyi mi, fena mı olduğunu beklerken ayaküstü dikilmiş olarak gözlerinin önüne getir, kafanda kendini böyle canlandır ve bu manzarayı hiç bir zaman hafızandan silme, çünkü durum, her türlü tarifin üstünde kalan bir önem taşımaktadır.

 Sonra tasavvur etmeye devam ederek su gerçekleri de gözlerinin önüne getir:

 İnsan, melek, cin, şeytan, vahşi ve yırtıcı hayvan, kus olsun, yerlerin ve göklerin bütün canlıları toplanıp bir araya yığılıyor. Biline gelen hafifliği giderilmiş ve ısısı kat kat yükseltilmiş olan güneş, canlı yığının neredeyse tepesine değecek şekilde yakınına indiriliyor. Arş’ın gölgesinden başka hiç bir gölge kalmıyor ve bu gölgenin altına belirli ibadetleri isleyerek Allah’a (c.c) yakın olma şerefini kazananlardan başkası alınmıyor.

 Arş’ın gölgesi altına alınanlar ile dışarıda kalanlar arasındaki fark, korkunç güneş ısısı altında hoşlananların baygın hali ve yüzlerinden okunacak olan ızdıraplarının şiddeti ile derhal fark ediliyor.

 Bunlar yanında o günkü canlılar kalabalığını tasavvur et. Bir yandan tarife sığmaz kalabalık yüzünden, öte yandan kimi yürürken kimi süründüğünden ötürü her canlı birbirini itip kakıyor. Bütün bu sıkıntılara bir de Allah (c.c)’in huzuruna dikilince içine düşülecek perişanlık ve rezilliğin doğuracağı korku ve utanç ve mahcubiyet ekleniyor.

 Güneş alevi, nefeslerin yalazı, utanç ve endişenin harareti ile yükselen kalp ateşi bir oraya geliyor. Teker teker her kil dibinden boşanıp yere akarak denizleşen ter deryası canlı vücutlar boyunca yükseliyor. Her canlı Allah (c.c) katındaki derecesine göre kimi diz kapaklarına kimi bellerine, kimi kulak memelerine ve kimi de nerdeyse içinde kaybolacak derecede bu ter deryasına batıyor.

 İbni Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:

 “Kıyâmet günü insanlar Allah’ın (c.c) huzuruna dikilince yan kulak hizasına kadar tere batar.”

 Ebû Hüreyre’nin rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:

 “Kıyâmet Günü insanlar, öylesine terler ki, terleri bir yandan yetmis kulaç yerin dibine sizarken bir yandan da kulak hizalarına yükselecek kadar herkesi içine alır.”

 Ukbe b. Âmir’in rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

 “Kıyâmet Günü güneş yere öyle yaklaşır ve insanlar öyle terler ki, kiminin teri topuğuna, kimininki ayak bileğine, kimininki dizlerine, kimininki kalçasına, kimininki böğrüne, kimininki ağzına varacaktır.”

 Peygamberimiz böyle derken eti ile ağzına gem vurdu, kimisi de terine tamamen gömülür (bu sırada da eli ile şöyle başına vurdu.)”

 Ey zavallı insan! Mahşer yerinde toplanacak olanların karşılaşacakları sıkıntıları ve dökecekleri terleri düşün. Bu ağır sıkıntılara dayanamayanların bir kısmı Allah (c.c)’a seslenerek: “Yâ Rabbi! Cehenneme gönderecek bile olsa beni bu sıkıntı ve bekleme azabından kurtar” diye yalvarırlar.

 Bütün bunlar, henüz hesaplaşmaya çekilmeden ve azaba çarpılmadan çekilecek olan sıkıntılardır. Sen de bu sıkıntılar ile yüz yüze geleceklerden birisin. Terinin nerene kadar çıkacağını şimdiden bilmiyorsun.

 Bilmezsin malûmun olsun ki; hacc, cihad, oruç, namaz, Müslümanların sıkıntısını gidermeye koşmak, iyiliği emrederek kötülükten alıkoymak uğruna yorulmak gibi Allâh (c.c) yolunda gayretler vererek dökülmeyen terler Kıyâmet alanında korku ve utançtan dökülecek ve orada daha uzun müddet sıkıntıya katlanmaya yol açacaktır.

 İnsanoğlu cehalet ile aldanmadan kurtulsa, ibadet uğruna sıkıntı çekerek terlemenin doğuracağı yorgunluğun, Kıyâmet Günü çekilecek sıkıntılarla bekleme azabının yol açacağı terlemenin yorgunluğundan hem daha kısa ve hem de daha kolay olduğunu anlamakta güçlük çekmez.

 Çünkü o gün hem pek çetin ve hem de çok uzundur!

 Eşrefoğlu Rumî, Mukâşefetu'l-Kulûb


 
 
   
Yazdır

 

 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER YAZILAR

4

19/08/2010 Anlayış Makamı, Sühreverdî (k.s)

4

05/08/2010 Hz. Âişe'nin Zühdü (r.anhâ)

4

22/06/2010 Kendini Aşmanın Yolu, İ.Gazalî (k.s)

4

02/06/2010 Sûfî Kimdir? İ.Gazalî

4

13/05/2010 Tasavvuf Nasıl Bir Yoldur?

4

24/04/2010 Riyâzet ve Nefsânî Şehvet

4

19/04/2010 Fenâfi'r-Rasûl

4

14/04/2010 Gazalî'ye Göre Muhabbet/Işk

4

04/04/2010 Latâif...

4

21/03/2010 Mürşidine Hizmet Edebi

4

17/03/2010 Aldanan Sûfîler (2)

4

06/03/2010 Aldanan Sûfîler (1) İ.Gazalî

4

31/01/2010 Şeyhine İtaatsizliğin Sonu

4

01/01/2010 Heybet ve Üns - Kuşeyrî

4

21/12/2009 Gecenin Son Bölümü - el-Mekkî

4

05/12/2009 Küçümseme Hastalığı

4

09/11/2009 Hz. Eyyûb’un (r.a) Zühdü

4

06/11/2009 Kalıp ve Kalp - İ. Gazalî

4

01/11/2009 Ve Âtinâ Mahabbeteke...

4

30/10/2009 Üveys el-Karânî’nin Zühdü

4

20/10/2009 Îsâr

4

18/10/2009 Ahmed Kuddûsî (kaddesallahu sırrahu’l-azîz)

4

17/10/2009 Âhiret Hayatına Hazırlık

4

10/10/2009 Hz. Ali’nin (k.v) Zühdü

4

01/10/2009 Ma‘rifet

4

30/09/2009 Yokluğa Ulaşmak

4

25/09/2009 Nefse, Nasıl Davranmalı?

4

25/09/2009 Gören Gözle Bakmak

4

04/09/2009 Kabir Azabı Hakkında… İmâm Gazâlî

4

02/09/2009 Hz. İbrahim’in (a.s) Zühdü

4

13/08/2009 Haçkalı Baba (k.s)

4

06/08/2009 Orucun Sırları ve Bâtınî Şartları

4

30/07/2009 İman-İmtihan Münasebeti

4

15/07/2009 Nefsle Cenk Usûllü

4

18/06/2009 Tevbe ve İstiğfar

4

06/06/2009 Kimlerle Arkadaş Olunur?

4

22/05/2009 Sırrı İfşâ Etmek

4

17/05/2009 Gözün Takvası

4

09/05/2009 Kalbin Hakikati

4

03/05/2009 Sevgiyle...

4

28/04/2009 Tasavvuf Aslında Ashabın Yaptıklarıdır, Yoludur!

4

26/04/2009 Sûr’a Üfürmek ve Kabirden Kalkmak

4

15/04/2009 E.Rumî, Riyazet ve Nefsânî Şehvet

4

08/04/2009 el-Mekkî, Niyetle İlgili Meseleler

4

07/04/2009 Eşrefoğlu Rûmî... Gaflet

4

05/04/2009 Tasavvufi Hallerden VECD

4

23/03/2009 Gören Gözle Bakmak

4

23/03/2009 Tevekkül-i Aslî - Ebû Tâlib el-Mekkî (ks)

4

20/03/2009 Eşrefoğlu Rûmî... IŞK

4

18/03/2009 Kendini Bilmek, Allah’ı Bilmenin Anahtarıdır

4

15/03/2009 Er-Refik Sümme't-Tarik "Önce Arkadaş, Sonra Yol"

4

07/03/2009 Tasavvufun Merhaleleri ve Mevlânâ

4

04/03/2009 Ölümü Hatırlamayı Kalbe Yerleştirmenin Yolları

4

28/02/2009 Tasavvuf Aleminin Kişilikleri

4

25/02/2009 Kibir ve Âfetleri

4

21/02/2009 Gönül Âlemi

4

17/02/2009 Tefekkür-i Mevt

4

14/02/2009 Kimlik Arayışları

4

07/02/2009 Zü'l Cenaheyn - Evvâh Olan Kullar

4

06/02/2009 İlhamla Öğrenim

4

28/01/2009 O'nunla Olmak

4

19/01/2009 Şekle Aldananlar

4

31/12/2008 Amelsiz Âlimler

4

26/12/2008 Tasavvuf Zühddür

4

19/12/2008 Ölümü Hatırlamanın Fazileti ve Bu Husustaki Teşvikler

4

19/12/2008 Gece İbadetini Kolaylaştıran Bâtinî Sebepler

4

18/12/2008 Pirimizden -Kalbin Hastalığı

4

16/12/2008 Gece İbadetine Kalkmayı Kolaylaştıran Zâhirî Sebepler

4

16/12/2008 Pirimizden -Ölmeden Evvel Ölmek

4

15/12/2008 Namazda Huzur ve Huşuyu Yakalamak

4

14/12/2008 Zikir Meclislerinin Fazileti

4

25/11/2008 Rûhi Tekamül - İMAM-I GAZÂLİ

4

25/11/2008 Tasavvuf Ehline Tavsiyeler 2 - ZÜ´L CENÂHEYN

4

17/11/2008 Tasavvuf Ehline Tavsiyeler 1- ZÜ'L CENÂHEYN

4

12/11/2008 Abdurrahman Halis Talabanî (KS.) Efendimiz

4

12/11/2008 Dede Osman Avni Baba (KS.) Hazretleri

4

06/11/2008 Kâdirîliği, Anadolu’ya Taşıyan Velî; Eşrefoğlu Rûmî (ks)

4

04/11/2008 Zikir; İbadet ve Taatin Özüdür, İliğidir - ZÜ'L CENÂHEYN

4

15/10/2008 Hz. Ömer ve Elçi - MEVLANA (Mesneviden bir dem...)

4

01/10/2008 O VE BEN

4

27/09/2008 Zü'l Cenaheyn - "O'na Tevbe Edin !"

4

12/08/2008 Namazda, Niçin Huşu Duyamıyoruz?

4

28/06/2008 Her Şey O'nu (c.c.) Zikrediyor!

4

15/06/2008 Sûfinin Bir Günü

4

13/06/2008 Zikir; ibadet ve taatin özüdür, iliğidir - ZÜ'L-CENÂHEYN

4

08/06/2008 Tasavvuf, Havâsa âit Ledün İlmidir

4

26/04/2008 Ashâb-ı Suffa’nın Tasavvufa Etkisi

4

25/04/2008 Tasavvuf Zühddür

4

20/04/2008 Tasavvuf

4

18/04/2008 Zikir ve Rasûlullâh (s.a.s)

4

16/04/2008 Tasavvuf, İslâm Ruh Hayatıdır

4

18/03/2008 Mana Yolları

4

04/02/2008 Rabbimizi Tanıyor muyuz?

4

17/01/2008 İlk Dönem Sufilerinin Peygamber ve Sünnet Anlayışları

4

19/11/2007 Tasavvufta Merak Ettikleriniz

4

26/10/2007 Tasavvuf Nedir?

4

15/10/2007 Tasavvufi Şuur

4

01/09/2007 EVLİYANIN KERAMETİ HAKTIR

4

01/09/2007 TARİKATLARIN DOĞUŞU

4

01/09/2007 ZİKİR EHLİNE BAZI ÖNEMLİ HATIRLATMALAR
 
New Page 1

DUYURULAR

8 2010-08-10
ŞEHRU RAMAZÂN
Ramazân-ı Şerîf'iniz mübarek olsun Kalbiniz nûr, gönlünüz surûr dolsun...
8 2009-04-05
MUSTAFA HAYRİ BABA HAZRETLERİ
MUSTAFA HAYRİ EFENDİ HAZRETLERİ BÖLÜMÜMÜZ, ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ İÇERİĞİ İLE HİZMETE SUNULMUŞTUR. TASAVVUF GÖRÜŞÜ, SOSYAL HAYATI, MENKIBELERİ, MÜRİDLİK YILLARI İLE İLGİLİ DETAYLI BİLGİLERE ULAŞABİLİRSİNİZ.

PEYGAMBERİMİZ
HZ.MUHAMMED (S.A.V)

TASAVVUF BÜYÜKLERİ

GAVSULAZAM
ABDULKADİR GEYLANİ HZ.

HACI MUSTAFA
HAYRİ EFENDİ (K.S)

ABDULLAH DEMİRCİOĞLU
HOCAEFENDİ

TASAVVUF MEKTEBİ

KERAMETLER VE
MENKIBELER

TASAVVUF YOLUNA
GİRMEK İSTİYORUM

O ve BEN

SİZDEN GELENLER

TASAVVUF
KÜLTÜR ve SANATI

CANLI YAYINLAR

BİR AYET

فاذكرونى اذكركم

"Beni zikrediniz ki, Ben de sizi yanımda anayım."

( Bakara Sûresi - 151)

BİR HADİS

İbn Ömer'in (r.ahm.) anlattığına göre Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Her sarhoşluk veren şey (dinde yasaklanan içki olan) hamr grubundandır ve sarhoşluk veren her şey haramdır."
Müslim, Eşribe,73 (l, 1587)

MÜRŞİDİMİZDEN

İhvanlar arasında sevgi ve saygı çok önemlidir. Aynı mürşidden el almış müridler Allah rızası için birbirlerini severler...

( Abdullah Demircioğlu)

FOTO ALBÜM

ANA SAYFA  |  HAKKIMIZDA  |  ARŞ
ANA SAYFA  |  HAKKIMIZDA  |  ARŞİV  |  ZİYARETÇİ DEFTERİ  |  İLETİŞİM
HOME

desing : canliyayin.org

 2006 © MURİDAN