Büyük bir velî olan babasý, rüyâsýnda üç ay gördü. Ortadaki ay diðer aylardan daha büyük ve parlaktý. Bu rüyânýn tâbirinde kendisinin üç oðlu olacaðýný ve ortanca oðlunun büyük bir velî ve âlim olacaðýný anladý.
Ahmed Kuddûsî, küçük yaþta babasýndan ders almaya baþladý. Ahrâriyye yolunun edebini babasýndan öðrendi. Babasýnýn:
“Oðlum her zaman Allahu Teâlâ’yý zikret, benim saðlýðýmda boþ þeylerle uðraþmaktan uzak dur” nasîhatine uyarak onun tarîkat hakkýndaki tavsiyelerine harfiyyen riayet edip gece gündüz þevkle çalýþtý, bütün amelleri gönülden yaptý. Kýsa zamanda velîlik basamaklarýnda yükseldi.
Ahmed Kuddûsî, ilki 1807 ve 1810 senelerinde olan Osmanlý-Rus savaþlarýna katýldý. Böylece sünnete uyarak, nefsini ýslâh etmek için yaptýðý halvet, yalnýzlýk çile ve riyâzetleri yani cihâd-ý asgarý cihâd-ý ekberle, yani nefsle yaptýðý savaþlarla da tamamladý.
Bir süre Anadolu’da kalan Kuddûsî hazretleri tekrar Hicaz’a gitti. Bu yolculuðunu Kâdiriyye-i Hâlisiyye meþâyýhýndan Hacý Ömer Hüdai Baba Köðengi (k.s) ile beraber yapmýþtýr. Uzun müddet Mekke ve Medîne arasýndaki ýssýz çöllerde, daðlarda nefsini tezkiyeye, safiyyete ulaþtýrmak için çektiði çileler, onun derecesini bir kat daha yükseltti. Bu sýrada günlük yiyeceði, her gün belli saatte kendiliðinden gelen bir ceylanýn verdiði süttü.
Ahmed Kuddûsî, Hicaz’dan Bor’a döndükten sonra, birçok din düþmanýnýn düþmanlýklarý sebebiyle, on üç yýl kadar evinde inziva hayâtý yaþadý. Bu arada, bir gün Cuma vaktinden önce bir tanýdýðý, misâfir olarak evine geldi. Cuma vakti yaklaþtýðý hâlde Ahmed Kuddûsî hiçbir acelecilik göstermedi. O zât Cuma’ya gitmek için izin istedi. Ahmed Kuddûsî:
“Biraz daha beklesen iyi olacaktý. Namazdan sonra seni beklerim” buyurarak misâfirini uðurladý. Cuma’dan sonra biraz gecikerek gelen misâfir zât, yemekle berâber tâze hurma ve o mevsimde Bor’da olmayan tâze sebzeler ikrâm edilince, çok þaþýrdý ve:
“Efendim, hurma ve sebzeler buranýn olamaz. Siz Cuma’yý nerede kýldýnýz?” diye sorunca, Kuddûsî hazretleri:
“Evlâdým söz dinleyip, biraz daha beklesen, ihlâsýnýn karþýlýðýný görecek, bizimle birlikte sen de Cuma’yý Kâbe-i Muazzama’da kýlacaktýn.” buyurdu.
Ahmed Kuddusi Hz.leri evvelinde Nakþî yolunda Þeyh-i Kamil iken daha sonra Tarikat-ý Âliye-i Kâdiriyye’ye yönelmiþtir.
O, Kayseri ulemasýndan ve þeyhlerinden Mehmet Sadýk Efendiye gönderdiði bir mektubunda, bunu þöyle ifade ediyor:
“Peder Efendimiz, fakire Muhammed Bahaüddin Nakþibendî (k.s) tarikinden icazet verdiði için, ben de, ihvanýmýza onun evradýný okumaða icazet verdim. Birkaç seneden beri de, Þeyh Abdulkadir Geylani’nin (k.s) tariki üzere icazet verir oldum. Nakþî tarikatýnda, zühd, takva ve riyazet olmadýkça ve þüpheli þeylerden gereði gibi sakýnmadýkça, feyz almanýn ve yararlanmanýn zorluðu tecrübe ile sabit bulunduðundan, bir gece eþref vakitte, Semi, Basir, Karib ve Mücib olan Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri’ne tazarru ve niyaz eyleyip dedim ki:
Ya Rab! Senin veli kulun Bahaüddin’in tariki pek güzeldir. Fakat biz ve ihvanýmýz bir takým gafiller, cahiller ve þaþkýnlarýz. Kalplerimiz mâsivâ kirleriyle bulandý, halkýn çoðu dünya ziynetine yöneldi ve zikirlerimizde halavat ve huzur kalmadý. Bizler, salih amelli geçmiþlerimiz gibi mücahede edemedik. Veli kulun Þeyh Abdulkadir’in tariki ise, çok geniþtir. Kendisinin himmeti, avama ve havassa þamildir. Müridlerine karþý çok derece þefkatlidir ve þöyle demiþtir:
‘Hayatýmda ve vefatýmdan sonra, karada ve denizde zorda kalanlara –benden yardým talep etseler yardým ederim. Beni çaðýran salih kiþi olsun, fasýk kiþi olsun yermem, yardým ederim.’
Ya Rab Ya Rab! Þeyh Muhammed Bahaüddin kulun, bir suçumuz olsa bize küser. Þeyh Abdulkadir kulun ise küsmez. Olurda bir günah iþleseler mühabbetten geçmez. Kâmiller, memuren fakir Ahmed kuluna onun tarikatýndan icazet-i kâmile verdiler. Kendim halife-i kâmile olmayýp terbiye ve seyr u sülûk yaptýrmaya gücüm yok ise de kâmilleri taklit ederek taliplere Kâdirî tarikinden zikr-i þerife izin vermeyi evlâ ve ahsen ve ehem görüp veririm. Uzakta ve yakýnda, Arap’ta ve Acem’de her ne miktar münîb ve mezunlarým var ise, cümlesine huzur-i izzetinde Kâdirî tarikinden izin verdim. Ýkinci gece rüyada Abdulkadir Efendimiz’i gördüm. Elime yeþil bir levha verdi. Ortasýnda güzel bir hat ile þu yazýlý idi:
“Bir kimse ‘La ilahe illallah’ zikrini çoðaltýrsa, sabikinden ve mukarrabinden olur.”
Uyandým ve gördüm ki, gönül evime Tevhid nuru dolmuþ ve lisanýmda Nil nehri gibi zikir cereyan eder. Ahir zamanda cehalet, gaflet, tembellik, bidat, ziynet ve dünyevi meþguliyetler çok olduðundan dolayý Kâdirî tariki, bu ümmete rahmettir.”
Kaynak: Miftâh-ul Ýrþâd