Muridan
Tesettür

Tesettür

Nefsini dinine uyduramayanlar, bunu itiraf edebiliyorlarsa ne âlâ. Günah işlemiş olsalar da nihâyetinde müslümandırlar, kardeşlerimizdirler.

Ama bunu itirâf edemeyip de dini, nefse uydurmaya kalkışmak, elbette ziyanların en büyüğüdür.

Bir televizyon kanalının haber programına, ismi meşhur sözde bir din bilgini katılmıştı. Kanalın ve sözde âlimin ismini vermeyelim. İzleyicilerden birisi, mesajla şöyle bir soru soruyor: “Kur’ân bir olmasına rağmen, neden başörtüsü hakkında din bilginleri aynı fikirde değiller. Kimisi İslam’da başörtüsü vardır diyor, kimisi yoktur diyor.”

Çok üzüldük... Çünkü izleyici on dört asırdır İslâm ulemasının başörtüsü farzıyetinde hem fikir olduklarından haberi yok. Karşısındaki kimseyi de din bilgini zannetmesi, daha bir içler acısı…

“Yarım doktor kişiyi canından, yarım hoca adamı imanından eder” denilmiştir ki ne kadar da doğrudur.

Konu tıp ise tıp, kimyâ ise kimyâ, jeoloji ise jeoloji uzmanı alanında söz sahibidir. Ki işin doğasında bu vardır. Öyleyse konu din ise, İslâm ise… Elbette İslam uleması konuşmalıdır. Ama fâsık olanlar değil, ilmiyle âmil olanlar… Bu günlerde maalesef ilginç bir modayla karşı karşıyayız. Herkes din hususunda bilgin, amel olmasa da herkes dinini çok iyi biliyor! Dinî konularda kimse “bence” demekten çekinmiyor.

İnternet ortamında da çok karşılaşıyoruz ki, başörtüsü hakkında yeni yeni iddialar ortaya atılmış. Kur’ân da başörtüsü hakkında “zînetlerinizi örtün” diyen Rabbimiz (c.c.) zînet kelimesiyle neyi murad etmiş? Nereye çekersen çekilirmiş...

İşte aziz Müslümanlar, yarım âlimliğin sonucudur budur! Kur’ân-ı Kerim’e bu şekilde bakılmaz, bakılamaz… Ayetlerin sadece meâline bakılıp hüküm verilemez. On dört asırdır İslâm ulemasının kadınlardan bir alıp-veremediği mi vardı hâşâ! Yoruma açık olan bir âyete farz diye mi tutturdular hâşâ! Yoksa Amerika yeni mi keşfedildi?

Kur’ân âyetlerini doğru anlamak nasıl olur? İyi bir Arapça eğitimi ve Arapça gramer kurallarının çok iyi bilinmesinin yanı sıra; âyetlerin iniş sebepleri -ki buna sebeb-i nüzûl denir- ve âyet indikten sonra Peygamber Efendimiz’in, Ashab-ı Güzîn’in âyete verdikleri tepkiler de çok iyi bilinmelidir. Tepkiden kastımız, etki-tepki mevzuudur. Yâni “zinetlerinizi örtün” emriyle hanım sahabeler hemen takılarını mı örtmüşlerdir, yoksa daha önce câhiliye adetiyle yanlış bir biçimde bağladıkları örtülerini yakalarından aşağı mı salmışlardır? Diğer bir husus da, konuyla ilgili diğer âyetler ve Peygamber Efendimiz’in âyeti tefsir niteliğinde olan sözleri, yâni Hadis-i Şerifleri bilmektir.

Lâikliğin başörtüsüne bakışı değil mevzuumuz. Bu apayrı bir husus. Konumuzla bir ilgisi yok. Fakat lâikliği haklı çıkarmak adına “İslâm’da tesettürün olmamasını” istemek ve asırlardır Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak için dirsek çürütmüş ulemânın çabalarını hiçe saymak, iki meâl okumakla onlara kafa tutmak ne kadar habis, ne kadar üzücü ve ne kadar da ibret dolu bir olaydır…

Söz konusu âyet-i kerime, Nûr Sûresi’nin 31. âyetidir. Meâlen, Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini (zînetlerini), kendiliğinden görünen kısmı müstesnâ, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya câriyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allâh'ın hükmüne dönün.”

Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır: "Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin! Onlar, "Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." (en-Nûr, 24/31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar." Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki: ‘Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde: ‘Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar...’ ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona imân ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin (s.a.v.) arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı." (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut, 1402/1981, II, 600)

Hz. Peygamber (s.a.s.) örtünme ile ilgili âyetlerin tefsirini yapmış ve uygulama esaslarını göstermiştir. “Hz. Âişe'den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in kızı Esm⠖ki Hz. Aişe vâlidemizin ablasıdır- ince bir elbise ile Allah Resûlü’nun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s.) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: ‘Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.’ Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti" (Ebu Davûd, Libâs, 31)

Konuyla ilgili daha âyet ve hadisler mevcuttur. Bu kadarıyla kifâyet edelim. Mesele zâten çok açıktır.

İstiklal Marşımızın yazarı, Merhum Mehmet Âkif’in şu dizesiyle yazımıza son veriyoruz. Allah’a emanet olunuz…

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne,

Billâh acırım tükürüğe, tükürsem yüzüne…

MÜRİDÂN SİTE YÖNETİMİ

Top