Muridan
Kabir Azabı Hakkında… İmâm Gazâlî

Kabir Azabı Hakkında… İmâm Gazâlî

Eğer kabir azabı, kalbin bu dünyaya bağlanması sebebiyle ise hiç kimse bundan kurtulamaz. Çünkü kadın, evlât, mal ve mevkii herkes seviyor. O hâlde kabir azabı herkese olacaktır. Bundan kimse kurtulamayacaktır denirse, cevabında deriz ki:

 Dediğin gibi değildir. Öyle insanlar vardır ki, dünyadan geçmiş olurlar, onların dünyada lezzet alacakları ve rahat bulacakları yerleri yoktur. Ölümü arzularlar. Derviş [yani fakîr] vaziyetindeki müslümanların çoğu böyledir. Zengin insanlar da ikiye ayrılır:

 

 Bir kısmı, bu şeyleri sevdikleri gibi, Allahu Teâlâ’yı da severler. Onlar için de bu azap yoktur. Bunlar şu kimseye benzer ki; kendisinin evi ve sarayı vardır, bunları sever. Fakat baş olmayı, saltanatı, köşkü ve bağı ondan daha çok sever. Padişahın emri ile ona bir başka şehrin valiliği verilirse, ona bulunduğu yerden çıkmak hiç üzüntü vermez.

 

 Zira evinin, sarayının ve şehrinin sevgisinden daha çok olan reislik sevgisi, diğer sevgileri siler, onlardan eser bırakmaz. O hâlde peygamberler, evliya ve zâhidlerin kalbi, kadına, evlâda, şehre ve vatana yakınlık duysalar da, Allah sevgisi hâsıl olduğu ve O’na kavuşmak ünsiyetinin verdiği lezzet sebebiyle diğerlerini siler, yok eder. Bu lezzet ise ölüm ile hâsıl olur. O hâlde onlar bundan emindirler.

 

 Ama dünya arzularını daha çok sevenler, bu azaptan kurtulamazlar. Bunlar daha fazladır. Bunun için Allahu Teâlâ buyurur:

 “Sizden gideceği yer o [Cehennem] olmayan kimse yoktur. Bu öyle bir iştir ki, hükmü Rabbinin irâdesi ile nihayetlenir. Sonra, müttakî olanları ondan kurtarırız. Kâfirleri ise dizleri üzerine çökmüş olarak terkederiz” (Meryem, 71-72.)

 

 Bu kimselere, bir müddet azap ederler. Dünyadan uzun zaman ayrı kaldıkları için, dünya lezzetini unuturlar. Allahu Teâlâ’ya ait kalpte olan sevgisi tekrar zuhur etmeye başlar. Bu bir sarayı diğerinden, yahut bir şehri diğer bir şehirden, veya bir kadını diğer bir kadından daha çok seven bir kimseye benzer. Fakat diğerini de seviyor. Onu en çok sevdiğinden ayırırlar ve diğer sevdiğine bırakırlarsa, bir zaman ondan ayrıldığına üzülür, sonra unutur, buna alışır, işte kalpte olan o sevginin aslı, uzun zamandan sonra tekrar görünür.

 

 Fakat Allahu Teâlâ’yı asla sevmeyen… O, azapta kalır. Zira o, daima O’ndan (c.c) uzak kalmayı seviyordu. Hangi bahane ile O’ndan kurtulabilir? Kâfirlerin ebedi azapta kalmalarının sebeplerinden biri de budur.

 

 Biliniz ki, herkes, “Ben Allahu Teâlâ’yı severim, yahut dünyadan daha çok severim” diye iddia eder. Bütün dünyadakiler bunu diliyle böyle söylerler. Fakat bunun bir mihenk taşı ve miyarı [ölçüsü] vardır ki, onunla anlaşılır. Bu da şöyledir:

 

 Bir kimseye şehveti ve nefsi bir şey emretse, Allahu Teâlâ’nın gönderdiği şeriat da bunun aksini emretse, kalbini Allahu Teâlâ’nın emrine doğru meyletmiş, yaklaştırmış görür ise o, Allahu Teâlâ’yı seviyor, demektir. Bahusus iki kimseyi de seven bir kimse, bunlardan birini daha çok seviyorsa, aralarında bir ihtilâf çıktığı zaman kendini daha çok sevdiğinin tarafından görür ve onu daha çok sevdiğini bununla, anlar. Böyle olmayınca, dil ile söylemekte hiç fayda yoktur. Çünkü o söylemek yalan olur.

 

 Bunun için Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

 “Lâ ilâhe illallâh diyenler, daima kendilerini Allahu Teâlâ’nın azabından koruyorlar. Bu, dünya işlerini, din işlerine tercihlerine kadar devam eder. Dünyayı dine tercih edip de ‘Lâ ilâhe illallâh’ dedikleri zaman, Allahu Teâlâ onlara: ‘Yalan söylüyorsunuz. Bu işten sonra lâ ilâhe illallâh demeniz yalan olur’ der.”

 

 O hâlde, buradan, basiret sahiplerinin kalp gözleriyle, kabir azabından nasıl kurtulacağını görmeleri anlaşıldı. Ve yine insanların çoğunun kurtulamayacağını, fakat tıpkı dünyaya bağlılıklarının farklı olması gibi azaplarının da müddet ve şiddet bakımından çok farklı bulunduğunu bildikleri anlaşıldı.

 

 İMÂM GAZÂLÎ, KİMYÂ-YI SAÂDET

Top