Âlemlerin Rabbi tarafından sevilmek..
Sırr-ı Muhabbet: Ayet ve Hadislerin Işığında Allah’ın Sevdiği Gönüller
Girizgâh
Bismillahirrahmânirrahîm.
Kâinatı muhabbetten halk eden, gönüllerimize Kendisini sevme istidadı lütfeden âlemlerin Rabbi Allah’a hamd; Kur’an’ı yaşayan ahlakıyla bizlere sevmeyi ve sevilmeyi öğreten Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz’e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.
Aziz kardeşim!
Bu fani alemde insanın koşabileceği en yüce menzil, erişebileceği en mukaddes makam, hiç şüphesiz ki "Mahbubiyet" yani âlemlerin Rabbi tarafından sevilme makamıdır. Kulun Allah’ı sevdiğini iddia etmesi büyük bir davadır; ancak asıl devlet, kulun bizzat Allah tarafından sevilmesidir. Zira tasavvuf büyüklerinin buyurduğu gibi: “Mesele âşık olmak değil, Maşuk tarafından kabul görmektir.”
İlahi sevgiye mazhar olmanın, göklerin ve yerin sevgilisi haline gelmenin sırrını Rehberimiz, Efendimiz (s.a.v.) bizlere şöyle müjdelemektedir:
“Allah bir kulu sevdiği zaman Cebrail’e: 'Ben filan kulu seviyorum, sen de onu sev!' diye emreder. Cebrail de onu sever. Sonra Cebrail gök halkına (meleklere): 'Allah filan kulu seviyor, siz de onu sevin!' diye seslenir. Göktekiler de onu severler. Sonra o kul için yeryüzünde de bir kabul ve sevgi (hüsn-ü kabul) yerleştirilir.”(Buhârî, Bed'ü'l-Halk 6)
Bu hadis-i şerif, ihlasın ve samimiyetin yeryüzündeki yankısıdır. Kul, halvet köşesinde veya halkın içinde, sırf rıza-yı İlahi için bir hayır işlediğinde, bu sevgi semavat perdesini yırtar. Önce meleklerin, sonra da yeryüzündeki salih kulların gönlüne o kişiye karşı tarif edilemez bir sıcaklık, bir hüsn-ü kabul olarak akar. Müminlerin bir kulun gıyabında duyduğu duru sevgi, asla tesadüf değil, İlahi imzanın ta kendisidir.
Hadis-i şerifin diğer bir veçhesinde ise bir uyarı gizlidir: Allah bir kula inkârı, isyanı ve zulmü sebebiyle buğuz ettiğinde, bu durum yine semadan arza bildirilir ve o kulun üzerine bir iticilik, gönüllerde bir soğukluk çöker. Demek ki asıl gaye, kulların gözüne girmek için yapmacık boyalara bürünmek değil; yalnızca O’nun rızasına talip olmaktır. O razı olunca, zaten bütün bir kâinatı kuluna ram eyler.
Peki, bu muazzam müjdeye nail olmak, Allah’ın "Seviyorum" buyurduğu o bahtiyar kulların zümresine iltihak etmek için hangi vasıflarla bezenmeliyiz? Gelin, bu sorunun cevabını Kur'ân-ı Kerîm’in nur u feyzinden ve Sünnet-i Seniyye’nin rehberliğinden tahsil edelim. Şüphesiz ilahi muhabbetin hududu, kulun idrakinin çok ötesindedir ve Allah'ın sevgisi sadece sayfalara sığdırabileceğimiz birkaç vasıftan ibaret değildir. Burada zikredeceğimiz hasletler, o nihayetsiz muhabbet deryasından kabımıza düşen birkaç damla, hayatımıza yön verecek anahtar düsturlardır:
1. Muhsinler (İyilik Edenler ve İşini Güzel Yapanlar)
Allah, ibadetlerini ihlasla eda eden, insanlara hesapsızca iyilik u ihsanda bulunan ve her işini sanki O’nu görüyormuş gibi bir estetik ve titizlikle yerine getiren kullarını sever.
2. Müttakiler (Kötülüklerden Sakınanlar)
O'nun emirlerini baş tacı eden; günahtan, haramdan, şüpheli şeylerden ve bilhassa kul hakkından titizlikle titreyen takva ehli, ilahi muhabbetin has dairesindedir.
3. Tevvâbîn (Çokça Tövbe Edenler)
Beşeriz; şaşar, düşer ve hata edebiliriz. Kulun kemali hatasızlığında değil, hatada ısrar etmeyişindedir. Allah, günah mahcubiyetiyle bükülen boyunları, gözyaşıyla Kendisine dönenleri bağrına basar.
4. Mütevekkiller (Allah'a Güvenip Dayananlar)
Maddi ve manevi sebeplere tevessül ettikten sonra kalbindeki endişe yükünü atan, işinin neticesini bütünüyle Hak Teâlâ’nın takdirine teslim eden sarsılmaz gönülleri Allah asla yalnız bırakmaz.
5. Sâbirîn (Zorluklara Karşı Direnenler / Sabredenler)
Hayatın çetin imtihanları, dert ve hastalıklar karşısında feryat figan etmeyip, metanet zırhına bürünen ve vakarını bozmayan sabır kahramanları bu sevginin merkezindedir.
6. Muksitler (Adaletle Hükmedenler)
Kendi nefsinin, anne-babasının veya en yakınlarının aleyhine bile olsa haktan ve adaletten milim sapmayan, teraziyi düzgün tutan adalet ehlini Mevlâ çok sever.
7. Peygamber’e Sünnet Üzere Tabi Olanlar
Cevahir değerindeki tüm bu maddeleri tek bir potada eriten anahtar budur. Allah’ı sevmenin ve O'nun tarafından sevilmenin en kestirme, en kâmil yolu; Hazret-i Peygamber’in (s.a.v.) o latif ahlakını ve Sünnet-i Seniyye’sini hayat kâğıdına nakşetmektir.
8. Mücahidler (Allah Yolunda Gayret Edenler)
Canıyla, malıyla, ilmiyle yahut kalemiyle Allah'ın dinini yüceltmek, yeryüzünde marufu (iyiliği) yayıp münkeri (kötülüğü) defetmek için cansiperane gayret gösterenler Hak katında pek azizdir.
9. Zâkirler (Allah'ı Çokça Zikredenler)
Kalbi, dili ve sırrı her daim Allah’ı anmakla parıldayan; O’nu gafletle unutanlardan olmayan aşıkları, Allah da zayi etmez. Zikir, mahbub ile muhip (seven ile sevilen) arasındaki en kopmaz bağdır.
10. Dua Edenler ve İhlasla İbadet Edenler
Dua; kulun nefsindeki acziyeti itiraf edip, Cenab-ı Hakk’ın mutlak kudretine, dergâh-ı izzetine sığınmasıdır. Allah, Kendisine açılan hacet ellerini boş çevirmekten haya eder, yalvaran kulunu sever.
11. Mütetahhirîn (Maddi ve Manevi Olarak Temizlenenler)
Yalnızca zahiri bedenini ve esvabını değil; kalbini de haset, kibir, ucb ve riya gibi manevi necislerden tasfiye etmek için çabalayan, içi dışı nur olmuş nezaket ehlini Mevlâ sever.
12. Allah İçin Birbirini Sevenler (Mütehâbbîn)
Aralarında hiçbir kan bağı veya dünyevi bir menfaat ortaklığı olmadığı halde, sırf Allah rızası için birbirinin elinden tutan, mümin kardeşinin derdiyle dertlenen fedakâr ruhlar, arşın gölgesinde ağırlanacak olan sevgililerdir.
Netice ve Hatime
Unutmamak gerekir ki, zikrettiğimiz bu vasıflar ilahi muhabbet sarayının kapılarını aralayan birer anahtardır; lakin sarayın kendisi değil. Kul, bu hasletleri kuşanırken asla 'oldum' zehrine kapılmamalı, ibadet ve gayretine güvenerek manevi bir emniyet hissine (rehavete) düşmemelidir. Zira tasavvuf yolu, son nefese kadar süren bir havf u recâ (korku ve ümit) köprüsüdür. Kalp, 'Rabbim acaba beni seviyor mu?' endişesiyle titrerken, O'nun sonsuz rahmetine duyduğu iştiyakla ferahlamalıdır. Kur’an-ı Kerim’in ve Sünnet-i Seniyye’nin sevgi iklimi bu birkaç maddeden ibaret olmayıp, ömür boyu sürecek bir kulluk ve arayışın ta kendisidir.
Hulasa-i kelâm; kul ne vakit dilini zikre, kalbini duaya, bedenini ve tüm imkânlarını Allah yolunda hizmet ve gayrete adarsa, işte o zaman semavatın perdeleri aralanır. Cebrail (a.s.) o kulun ismini gök sakinlerine müjdeler ve yeryüzündeki temiz kalpler o kula doğru cezbelenir.
Ey Rabbimiz! Bizleri Sevdin ki varettin; varlığımızdan haberdar ettin. Şimdi bir kez daha kerem eyle; bizleri Sevdiklerinin vasıflarıyla bezet, Kendine layık kul eyle. Gönüllerimizi Zat-ı Uluhiyyetinin, Habib-i Ekrem’inin ve sevdiklerinin muhabbetiyle doldur. Bizleri dünyada hüsn-ü kabulle, ukbada ise Cemal-i İlahi’ni temaşa zevkiyle şereflendir.
Âmin, yâ Muîn...
Bu yazı "müridan" tarafından hazırlanmıştır.