Muridan
Tasavvuf Ehline Tavsiyeler 2 -  Zülcenâheyn

Tasavvuf Ehline Tavsiyeler 2 - Zülcenâheyn

18. Mürşid seçerken gerçekten kâmil bir mürşid aramalı ve onun mutlaka silsileden silsileye gelecek şekilde devam eden icazetli olanını bulmak lazımdır.

Bu gördüğümüz medeniyet aleminde bazı mesleklerde veya mekteplerde nasıl şahadatname veriliyorsa, manevi mektepler olan tasavvuf mektebinde de silsile yolu ile tastikden geçe geçe ta ilk mürşide ve oradan da Resulullah’a varıncaya kadar , izin ve musaede alındığına, bu hususta yetkili kılındığına dair kandisine mürebbisi, mürşidi tarafından böyle bir şehadetname verilir ve yalnız bu şahadetnameyi hak edenler alır. Böyle bir kimseye yetki verildiğine göre ondan el almada bir sakınca yoktur. İşi kötüye kullananların mevcut olduğunu düşünerek dikkatli olmalıyız.

            Her mürşidim diye ortaya çıkan kişinin mürşit olamayacağını unutmamalıyız.

19.       İhvanlar kendi aralarında, külfet ve meşakkate varmadan birbirlerinden, manevi hayatlarından istifade etmek için ziyaretleşmelidirler. Bu ziyaretler islâmi ölçüler içerisinde ailece de olabilir. Ailelerinde böylece birbirinden faydalanmaları temin edilmiş olur. Böylece bu ziyaretler manevi islâmi ticaretlere dönüştürülmüş olur. Yani islâmi noksanlıklar birbirlerimizden istifade edilmek suretiyle giderilmiş olur. Kötü aileler kötü örnek olurlar. Deri dükkanında çalışanın üzerine, elbiselerine nasıl kötü koku sinerse, kötü ailelerle münasebet kurmakta iyi ailelere kötü kokuların sirayet etmesine sebep ve vesile olacaktır. Gül ile bulunan nasıl güzel kokular taşırsa, iyilerle düşüp kalkmakta iyilikler kazanmamıza sebep olacaktır. Ziyaretlerimiz sık sık ve usandırıcı olmamalı. Resulullah’ın “Zaman zaman ziyaret et ki muhabbetin artsın.” sözü bize bu hususta delil olmalıdır. Kelime-i tevhid bayrağı altında toplanan her müslümana, islâma hizmet etmek için bu kapı açıktır. Bu hususta kim olursa olsun ayrım yapılmaz. Çünkü dinimiz ayırıcı değil birleştiricidir, nefret ettirici değil sevdiricidir.

20.       Her zaman her yerde mürşide bağlılık. Dünyanın hangi ucunda olursa olsun bu bağlılık sağlamdır ve asla kopmamalıdır. Bu hususta ‘mürşit elinde mürid gassal elindeki meyyit gibidir’ sözünü unutmamalıyız.

21        İhvanlar arasında ayrım ve seçme yapılmamalıdır. Özellikle zikir halkalarına devam etmek isteyene bu kapı açıktır. Herkes gelebilir. Allah’ın rahmetinden kimsenin kimseyi mahrum etmeye, kovmaya yetkisi ve selahiyeti yoktur. Belli olmaz kimin kimden üstün olduğu. Bunun için hiçbir kimse hor ve hakir görülemez. İçki ve kumar masaları başından kalkıp da zikir halakalarına bir defa gelmekle, eski kötü hallerine tamamen pişman olup dönenler vardır. Hem de öyle ki; böylelerinin mesafe alışları da daha sür’atli olmaktadır.

22.       İnsanların ve özellikle ihvanların yaptıkları hataları islamiyete ve tarikat-ı aliyeye atmamalıdır. Bilakis İslamiyet bir ayna, islamiyeti yaşayışımıza görede aynadaki görüntü kendi görüntümüz olacaktır. Bu aynanın önüne kendimizle oraya siyah bir bez asacak olsak ayadaki görüntü simsiyah olur ve onu görürüz. Beyaz bez asacak olursak olu görürüz. Şimdi ayna siyah bezden başkasını göstermiyor diye, nur gibi parlayan aynaya (islamiyete) suç bulmak yanlıştır.

23.       İhvanlar birbirlerinin menfaatlerini korumalıdırlar. Kendi menfaatini mümin kardeşinin menfaatinden üstün tutmamalıdır. Sahabeler gibi olmalıdır. Sünen-i Ebu Davud da zikredilen bir hadiste anlatıyorlar: “Bir harpte ganimetten payımıza bir ok bile düşecek olursa o okun demirli tarafını bir müslüman kardeşimiz tüylü tarafını da diğer müslüman kardeşimiz almak üzere paylaşırdık.” Yani buna biz tefâni diyoruz, birbirine kenetlenme birbirinde yok olma hali.

24.       Kusursuz kimse olmayacağı için kusurlu gördüğümüz müslüman kardeşlerimizi affetmeli gerekirse ona nasihat etmeliyiz. Onların kusurları bizi islâmiyete ben onun yaptığı hatayı yapmayacağım diye daha çok bağlamalıdır. Böylece azmederek iradesini zorlamalı ve affedici olmalıdır. Yoksa dünya üzerinde kusursuz insan ararsan ancak peygamberleri ve kemal sahibi kimseleri bulabilirsin, başkalarını bulamazsın. Unutmayalım ki kötüler olmasaydı iyilerin kıymeti, iyiler olmasaydı kötülerin kötü olduğu bilinmezdi. Cennet ucuz değil cehennemde lüzumsuz olamaz. Her ikisi de yarın boş kalmayacak dolacakdır. Cenab-ı Allah her şeyi çifter çifter yaratmıştır. Nasıl ki gece gündüzü kovalıyorsa O, acıya karşılık tatlıyı, erkeğe mukabil dişiyi, güzelliğe eş çirkinliği, hayatın zıttı ölümü yaratmışsa; hayra mükabil şerri halketmiştir. Bunlar ilahi kanunlardır, kimse bu kanunları bozamaz. İyilerden olmaya gayret edelim. İyilerin Kur’an diliyle adı “Muhsinler” dir. Cenab-ı Allah: “Muhakkak ki Cenab-ı Allah muhsin olanların ecrini zayi etmez” buyuruyor. Peygamber efendimiz (s.a.v) de insanlar develer gibidirler, yüz devede ancak bir deveyi haline elverişli bulursun buyurmaktadır.

25.       Sevdiğimizi Allah için sevmeli, buğzedip sevmediğimizi de Allah için buğzedip sevmemeliyiz. Yolda giderken  bana yan baktı diye bir mümin kardeşe küs durmak haramdır. Hele hele  ihvanlar arasında bu hiç hoş değildir.

            Peygamberimiz (s.a.v) : “ Bir müslümanın bir müslümana üç günden fazla küs durması helal değildir.” buyurmaktadır. Ey hak yolunun yolcusu olan ihvan kardeşim kendini bu peygamberin koyduğu şaşmaz ölçüye vur. O zaman islâmiyetteki boyunun ölçüsünün ne olduğunu görürsün.

26.       Haset, kin, çekememezlik bu yolun taliplerinin semtine bile uğramamalıdır. Bunlar insanın hasenatını yiyip tüketen korkunç hastalıklardır. Sende bu hastalıklardan varsa onu tedavi etmeye bak. Bunun tedavisinin yolu tevhidin ağır tokmağıdır. Onunla o nefsin başını ez ki hastalıklardan kurtulasın.

Peygamberimiz(s.a.v.); “Haset etmek hasenatın hepsini ateşin odunu yediği gibi yer” buyururlar.

27.       Bu yolun yolcusu, haramların semtinden bile geçmesine musade etmez. Haramlar belli ve açıktır. Zina, kumar, içki, faiz, rüşvet, yalan-dolan, hile, dedikodu vb. Bunlar imanı zayıflatan tehlikelerdir. Bunlardan şiddetle kaçınmalıyız.

28.       En büyük felaketlerden olan, insanları felaketlerden felaketlere sürükleyen dilin tehlikelerinden son derece sakınmalı ve dilimizi Allah’ın zikri ile ıslak tutmalıyız. Bu hususta peygamber efendimiz(s.a.s)’in “Dilin Cenab-ı Allah’ın zikrinden yaş olmaya devam etsin.” hadisi bizlere örnek olmalıdır, yolumuzu aydınlatmalıdır. Dilin afetlerinin ne derece büyük olduğunu sizlere şu hadisi şerifi de misal vererek hatırlatmak isterim. “İki dudağı ile iki ayağı arasını bana garanti verene ben de cenneti garanti veririm.”

29.       İbadetlerimizi kalb huzuru ve huşuu içerisinde yapmalıyız. Yaptığımız amellerde riyadan yani gösterişten sakınmalıyız. Riya amellerin en büyük afetidir. Bir amele riya karışırsa o hiç yapılmamış gibidir. Böyle bir mürai kıyamet gününde eli boş olacaktır.

30.       Farzların yanında nafile ibadetlerini de ihmal etme. Şunu unutma ki kul nafilelerle Cenab-ı Allah’a daha çok yaklaşır. Nafile deyince sadece orucun değil namazında nafile olanı, haccın ve zekatında nafile yapılanları vardır. Bunun için farz namazları kıldıktan sonra özellikle üç vakitte kılının nafile namazları yapmaya özen göster. Bunlar sabah namazını kıldıktan ve güneş doğduktan sonra kılınan duha namazı, akşamın peşinden kılınan evvabin ve geceleyin kılınan taheccüt namazlarıdır. Bir hadisi kudside: “Muhakkak ki kul nafilelerle bana yaklaşır” buyurulmaktadır. Nafile nev’inden oruç tutmak ve benzeri ibadetlerle de bu yolun yolcuları Cenab-ı Allah’ın sevgisini kazanırlar.

31.       Hiç olmazsa ibadetlerimizi yapacak kadar dini ilmihal bilgimiz olmalıdır. Buna farz-ı ayın olan ilimler demekteyiz. Bu bilgileri öğrenmek hepimiz için zaruridir. Çünkü ilimsiz ibadet noksan olabilir. Böyle ibadetler indellah makbul olmazlar. Böylece o tip insanlar akıntıya kürek çekenler olup ahirette de elleri boş olacak olan kimseler durumundan kurtulamayacaklardır.

32.       Cenab-ı Allah’ı her şeyimizden çok sevmeliyiz. Ona muhabbet ve sevgimiz günden güne artar olmalıdır. Onun büyüklüğünü düşünmeliyiz. Nasıl ve nice olduğunu düşünmekten men edilmişizdir. Bunun için dikkatli olmak mecburiyetindeyiz. Bize her türlü nimeti o vermiştir. Verilen bu nimetlerin şükrünü yerine getirmeliyiz. Ondan sonra peygamberini de sevmeliyiz. Yalnız sevmek laf ile olmaz. Seviyorum dediğin zaman icraatin de olacaktır. Şairin dediği gibi :

            Eğer sözünde doğru isen ona itaat edersin.

            Muhakkak ki seven kişi sevdiğine itaat eder.

Aşağıdaki altı esası iyi bilmeli ve tatbik etmeliyiz.

a-      Kur’an’a yapışmak ve onunla amel etmek.

b-      Resulullah’ın sünnetini iyi bilmek ve nefsinde yaşamak ve yaşatmak.

c-   Yediğine, içtiğine dikkat etmek, haram lokmayı araştırıp yememek haramlardan el çekmek.

d-      Hiç kimseye eziyet vermemek zulüm etmemek.

e-      Büyük ve küçük günahların hepsinden sakınmak, şüpheli olanları terk etmek.

f-       Allah hakkını, kul ve hayvan haklarını gözetmek.

33.       Kur’an’a yapışmak. Yukarıda saydığımız esaslar aslında izah edilmekten verasettedir. Böyle olmakla beraber kısaca izah edilmelerinde de fayda yok değildir. Hepimiz biliyoruz ki Kur’an-ı kerim Cenab-ı Allah’ın hem kelamı hem de son kitabıdır. Bundan sonra kitap gelmeyecektir. Onun gelişiyle diğer ilahi kitaplar hükümlerini kaybetmişlerdir. Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’i bir mucize olarak kıyamete kadar koruyacaktır. O doğmuş ve doğacak olan bütün fitnelerden kurtuluşa sebeptir. Onu bol bol okumalıyız. Okumakta yetmez içindekileri nefsimizde, ailemizde yani kısacası ölümümüze kadar tatbik etmeliyiz. Evlerde hapsedilip okunmayan Kur’an orada garip olduğu gibi, okunduktan sonra kendisiyle amel edilmezse yine gariptir. Müslümanlar olarak Kur’an-ı gariplikten kurtararak ona sımsıkı sarılmalıyız.

34.       Resullullah’ın sünneti Kur’an-ı Kerim’den sonra gelir. Ona da sıkıca sarılmalıyız. Sünnet deyince Rasulullah’ın peygaberliğinden sonra yaptıkları, söyledikleri veya bir başkasının işlediğini gördüğü zaman Allah’ın emirlerine ters düşmüyorsa susarak hoş gördüğü işlerin cümlesidir. Kur’an-ı Kerim Rasulullah’ın sünnetini övmüştür. Ondan gelen sayısız hadiseler nasıl yaşayacağımızı bize göstermiştir. Bunların hepsi kitaplarda okunuyor veya anlatılıyor. İşte bunlardan kıl payı sapmamak gerekir. Sünnetinin ne olduklarını öğrenmemiz lazımdır. Sonra başkalarına da öğretmemiz İslâm kardeşliğinin icabıdır.

35.       Haram lokma müslümanın iki dudağından içeriye asla girmemelidir. Peygamberimiz kişinin kabirde ilk defa kokacak uzvu onun karnı midesi olacaktır buyurmaktadır. Haramlardan kaçmalıyız. Malların helal ve temizinden istifade etmeliyiz. Müslüman olarak bunları ihmal etmemeliyiz. Allah’ın helal kıldığını hiç  kimse haram kılamayacağı gibi haram kıldığını da hiç kimde helal kılamaz. Unutmamak gerekir ki haram lokmadan temizlenmek ancak ateşle mümkündür. Haramlarla beslenen vücut günahlara daha meyyal olur. İbadetlere, hayr-ı hasenata karşı isteksiz ve tembel davranır.         

 Abdullah Demircioğlu 

Top