İsimleri yalnızca anılan seçkin ashab hakkında, "radıyallahü anh" deriz. Bunlardan iki kişi için, "radıyallahü anhüma" ve ikiden çok kimseler için de "radıyallahü anhüm" deriz...
Hırka giymek, Şeyh ile mürit ile arasında bir bağlantı kurmak, müridin nefsi ile kendi arasında şeyhin hakemliğini kabul etmesi ve şeyhine ait elbise ile talibin nefsinde şeyhin iradesinin hakimiyet tesis etmesi demektir...
Şeyh, Allâh’ı kullarına gerçek manada sevdiren, kullarını da Allâh(c.c)’a sevdiren ve yaklaştıran kimsedir. Şeyh, ittiba-i Resul(sav)’u şart koşar ve oraya götürür. Tezkiy-i nefis yoluyla Cenab-ı Hakk’ı bildirir ve sevdirir. Şeyhin üzerinde Cenab-ı Hakk’ın verdiği bir vakar vardır. Şeyhlik yolu..
Hazreti Musa: -Ya Rabbi! Bana cennetteki komşumu bildir, diye ilticada bulunmuştu. Hakk Teâlâ, Musa aleyhisselama:..
Tebük seferi heyecanının ileri dereceye ulaştığı günlerde, maddi imkânsızlıklar sebebiyle orduya iltihak edemeyip ağlayarak geri kalanlardan Ulbe b. Zeyd, bu günlerin bir gecesinde teheccüd namazını kıldıktan sonra Cenâb-ı Hakk’a şöyle niyaz eder: ..
Ey aziz, malum olun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teâlâ, arş ve kürsün altında, yedi göğün üstünde, arşın nuru ile sudan sekiz cennet yaratmıştır...
Yüceler yücesi Allah Teala buyurdu ki: "Bir zaman Allah peygamberlerden ahit almıştı: 'Ne zaman size bir kitab ve hikmet verirsem ve sonra size bir peygamber gelip onu tasdik ederse, ona mutlaka iman edecek ve yardım edeceksiniz." (Âl-i İmrân, 3/81) Başka bir ayet-i kerimede ise şöyle buyurmakta..
Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah Şol kudret denizini geçtik elhamdülillah Şol karşıki dağları meşeleri bağları Sağlık sefalık ile geçtik elhamdülillah..
Anadolu`da yetişen velîlerden. 1903 (H.1321) senesinde Erzurum`un Cedid mahallesinde doğdu. İsmi, İbrâhim Hakkı`dır. Erzurumlu İbrâhim Hakkı hazretlerinin neslindendir. Anne tarafından dedesi Hacı Mâhir Efendi, Rıfâî tarîkatı şeyhiydi...
Hak bir gönül verdi bana Ha demeden hayrân olur Bir dem gelir şâdân olur Bir dem gelir giryân olur ..
Sümâme, Peygamberimize suikast yapmayı planlayan birisiydi. Bu sebeple Efendimiz (a.s), onun hakkında yakalama emri vermişti. Sonunda, Medine civarından geçerken nöbetçiler tarafından yakalandı ve Mescid-i Nebî'nin direklerinden birine bağlandı. Üç gün burada hapsedildi...
Şems-i Tebrîzî hazretleri günlerini orada geçirirken, bir gün kapıda oturmuş Allahü Teâlâ'nın mahlûkâtı hakkında tefekkür ediyordu...