Hakkımızda
Muridan — Kadiri-Halisiyye Tasavvuf Portali Muridan

Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)

Yazar: Editör 9 Nisan 2019 53.552 okunma
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Yazı boyutu
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ihvanlarına bir sohbetinde şeyhlikten bahisle şöyle anlattı: Tarikatı Aliyeyi asker topluluğuna benzetebilirsiniz. Zaten Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin ve Resulünün askerleridir. Manen on­ların hizmetindedir.
Nasıl ki askerlikte askerlerin varlık gayesine uygun olarak sevk ve idaresi, talim ve terbiyesi ve yetiştirilmesi hu­susunu nasıl devlet, subaylar emrine vermiş ise, subaylık rütbe sırasında onbaşısından tut ta Genelkurmay başkanına kadar olan kademelerdeki komutanların hepsine birden subay deniyorsa tarikatta da aynen böyle bir meşayıh liyakatli bir müridine bir ma­nevi onbaşılık veriyor, bir rütbe takıyor, bu zat da şeyhlik ediyor. Kendi rütbe ve selahiyetine göre nasıl askerlikte subaylar rütbesinin alt kademesi onbaşılık ise şeyhliğinde askerlik usulüne göre mi-sallandırdığımıza göre o onbaşı olan zat şeyhlik makam ve rütbe esasına göre manevi bir asteğmen demektir. Bu manevi komuta sı­rasına göre, ta üst kademede yani genelkurmay başkanı bir şahsa da şeyh deniliyor, kendisine bir onbaşılık yani asteğmenlik verilen şahsa da şeyh deniliyor. O, en üst kademe ve rütbede olan zat da şeyhlik ediyor, o en alt kademede ve rütbede olan da şeyhlik ediyor. O da şeyh, öbürü de şeyh. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri tarafından böyle izah edilip açıklanınca cemaatten biri Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine hitaben "Efendim, peki zahirde niçin birbirlerine itaat etmiyorlar? Nasıl as­kerlikte bir yüzbaşı bir binbaşıya "Peki Efendim, baş üstüne ko­mutanım" diyorsa yüzbaşı rütbesinde şeyhlik eden bir zat diğer ken­disinden üst kademede binbaşı rütbesinde olan bir şeyhe, bir zata niçin itaat edip "Peki Efendim, baş üstüne efendim" demiyor" diye sordu. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri "îtaat etmez olur mu? İtaat eder, "Peki Efendim, baş üstüne efendim" der. Çünkü bu düzeni kuran kul­larını böyle çeşitli iltifatlar ile rutbelendiren Cenab-ı Hak Celle Celaluhü Hazretlerinin kurduğu bu düzenin hilafına kimse bir iş yapamaz. Bir­birine manen itaat eder. Amma, zahiren görünen itaatsizliği nef­sinden geliyor çünkü nefsi bırakmıyor. Ruhen birbirini tanır ve üst kademeden gelen yani Cenab-ı Allah Celle Celaluhü Hazretlerinden gelen emir emredildiği şekilde bir düzen, bir bağlılık ve bir disiplin içinde aynen uygulanır" diye izah ettiler.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ihvanlarına bir sohbetinde şeyhlikten bahisle şöyle anlattı: Tarikatı Aliyeyi asker topluluğuna benzetebilirsiniz. Zaten Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin ve Resulünün askerleridir. Manen on­ların hizmetindedir. Nasıl ki askerlikte askerlerin varlık gayesine uygun olarak sevk ve idaresi, talim ve terbiyesi ve yetiştirilmesi hu­susunu nasıl devlet, subaylar emrine vermiş ise, subaylık rütbe sırasında onbaşısından tut ta Genelkurmay başkanına kadar olan kademelerdeki komutanların hepsine birden subay deniyorsa tarikatta da aynen böyle bir meşayıh liyakatli bir müridine bir ma­nevi onbaşılık veriyor, bir rütbe takıyor, bu zat da şeyhlik ediyor. Kendi rütbe ve selahiyetine göre nasıl askerlikte subaylar rütbesinin alt kademesi onbaşılık ise şeyhliğinde askerlik usulüne göre mi-sallandırdığımıza göre o onbaşı olan zat şeyhlik makam ve rütbe esasına göre manevi bir asteğmen demektir. Bu manevi komuta sı­rasına göre, ta üst kademede yani genelkurmay başkanı bir şahsa da şeyh deniliyor, kendisine bir onbaşılık yani asteğmenlik verilen şahsa da şeyh deniliyor. O, en üst kademe ve rütbede olan zat da şeyhlik ediyor, o en alt kademede ve rütbede olan da şeyhlik ediyor. O da şeyh, öbürü de şeyh. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri tarafından böyle izah edilip açıklanınca cemaatten biri Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine hitaben "Efendim, peki zahirde niçin birbirlerine itaat etmiyorlar? Nasıl as­kerlikte bir yüzbaşı bir binbaşıya "Peki Efendim, baş üstüne ko­mutanım" diyorsa yüzbaşı rütbesinde şeyhlik eden bir zat diğer ken­disinden üst kademede binbaşı rütbesinde olan bir şeyhe, bir zata niçin itaat edip "Peki Efendim, baş üstüne efendim" demiyor" diye sordu. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri "îtaat etmez olur mu? İtaat eder, "Peki Efendim, baş üstüne efendim" der. Çünkü bu düzeni kuran kul­larını böyle çeşitli iltifatlar ile rutbelendiren Cenab-ı Hak Celle Celaluhü Hazretlerinin kurduğu bu düzenin hilafına kimse bir iş yapamaz. Bir­birine manen itaat eder. Amma, zahiren görünen itaatsizliği nef­sinden geliyor çünkü nefsi bırakmıyor. Ruhen birbirini tanır ve üst kademeden gelen yani Cenab-ı Allah Celle Celaluhü Hazretlerinden gelen emir emredildiği şekilde bir düzen, bir bağlılık ve bir disiplin içinde aynen uygulanır" diye izah ettiler.
Mustafa Hayri Efendi zâhir ve bâtın ilimlerinde yetişmiş ve yetiştirebilen bir kadri yüce Zât idi. Bu yönünü maharetle gizleyen bir tevazu sahibi olduğu biliniyor. Öyle ki kendisini halktan biri gibi gösterir ve şu sözü sık sık söylerdi: ”İsteseydim doğu-batı bütün dünya bizi tanırdı. Ama biz Allah'ın Settâr ismine büründük. Kendimizi gizledik.” 

Muhterem Efendi Hazretleri, tasavvufu söz ve şekil olarak değil aşk, mana ve Rasûlullâh'ın (s.a.s) yoluna uygun bir yaşantı ile yaşamış ve yaşatmıştır.

Nesli

Hacı Mustafa Hayri Öğüt kaddesallâhu sırruh Hazretleri hem anne, hem de baba tarafından Seyyid olup Abdulkâdir Geylânî kaddesallâhu sırruh hazretlerinin oğlu Salih’in soyundan ve 33. göbekten torunlarındandır.

Tahsil Hayatı

İlk tahsilini Malatya’da tamamlar. Daha sonra eniştesi Hâfız Nâfiz Bey himayesinde İstanbul’a gider. İstanbul’da Rüşdiye’ye (Osmanlıda ortaöğretim seviyesinde bir okul) yazdırılır.

Rüştiyeyi bitirdikten sonra Harbiye’ye devam eder. Subay olmasına altı ay kala 1. Dünya Savaşı patlak verir. Bu savaşta kendisine harita memurluğu görevi verilir. Bu görevi sırasında, harple ilgili bazı evrakları Medine-i Münevvere´ye ulaştırma vazifesi kendisine verilir. Bu tehlikeli görev sırasında esir düştüğü, iki kere ölüm tehlikesi atlattığı halde sağ salim Medine’ye varır. Peygamber Efendimiz‘in (s.a.s) aşığı olan Mustafa Hayri Efendi, pek çok kez yüce ceddi Rasûlullâh’ı (s.a.s) ziyaretle şereflenmiş, bu ziyaretlerinde iki cihan Serverini (aleyhissalâtü vesselâm) görmekle müşerref olduğunu şu sözleriyle ifade etmişlerdir.
“Güneşin ziyası, O’nun yanında çok sönük kalırdı.”
Mustafa Hayri Efendi zâhir ve bâtın ilimlerinde yetişmiş ve yetiştirebilen bir kadri yüce Zât idi. Bu yönünü maharetle gizleyen bir tevazu sahibi olduğu biliniyor. Öyle ki kendisini halktan biri gibi gösterir ve şu sözü sık sık söylerdi: ”İsteseydim doğu-batı bütün dünya bizi tanırdı. Ama biz Allah'ın Settâr ismine büründük. Kendimizi gizledik.” Muhterem Efendi Hazretleri, tasavvufu söz ve şekil olarak değil aşk, mana ve Rasûlullâh'ın (s.a.s) yoluna uygun bir yaşantı ile yaşamış ve yaşatmıştır. Nesli Hacı Mustafa Hayri Öğüt kaddesallâhu sırruh Hazretleri hem anne, hem de baba tarafından Seyyid olup Abdulkâdir Geylânî kaddesallâhu sırruh hazretlerinin oğlu Salih’in soyundan ve 33. göbekten torunlarındandır. Tahsil Hayatı İlk tahsilini Malatya’da tamamlar. Daha sonra eniştesi Hâfız Nâfiz Bey himayesinde İstanbul’a gider. İstanbul’da Rüşdiye’ye (Osmanlıda ortaöğretim seviyesinde bir okul) yazdırılır. Rüştiyeyi bitirdikten sonra Harbiye’ye devam eder. Subay olmasına altı ay kala 1. Dünya Savaşı patlak verir. Bu savaşta kendisine harita memurluğu görevi verilir. Bu görevi sırasında, harple ilgili bazı evrakları Medine-i Münevvere´ye ulaştırma vazifesi kendisine verilir. Bu tehlikeli görev sırasında esir düştüğü, iki kere ölüm tehlikesi atlattığı halde sağ salim Medine’ye varır. Peygamber Efendimiz‘in (s.a.s) aşığı olan Mustafa Hayri Efendi, pek çok kez yüce ceddi Rasûlullâh’ı (s.a.s) ziyaretle şereflenmiş, bu ziyaretlerinde iki cihan Serverini (aleyhissalâtü vesselâm) görmekle müşerref olduğunu şu sözleriyle ifade etmişlerdir. “Güneşin ziyası, O’nun yanında çok sönük kalırdı.”
Hacı Mustafa Hayri Efendi kaddesallâhu sırruh Hazretleri Kadiri tarikatına intisabını ise şöyle anlatırlarmış:

“Bir gece rüyamda kendimi büyük bir dağın üzerinde gördüm. Bakıyorum paşa rütbesinde bir zat var, halk başına toplanmış. Ve o cemaatin içinde bir de mülâzım (asker) var. Ben de silahlı bir askerim. Kendisini seyrediyorum. Sabah kalktım, bu rüyamdan çok etkilendim. Bizim Malatya'da herkesin saygı gösterdiği sevilen ve sayılan Malatya şeyhlerinden Şeyh Mehmet Efendi'ye gittim. Ona rüyamı anlattım. O da ‘Hayri Bey! O gördüğün paşa rütbesinde büyük bir evliya’ dedi. Ben elbisesini, sarığını hatta omzundaki o zamanın tabiri ile apoletlerini anlatınca ‘O gördüğün siyahlık da teze işaret, tez zamanda o zat ile karşılaşacaksın ve ondan himmet alacaksın’ dedi.”

Hacı Muhammed Efendi Hazretleri şeyhi Hacı Ömer Hüdaî Köğengi hazretlerinden aldığı manevî bir emirle Medine-i Münevvere´ye gider. Peygamberimiz’in (s.a.s) Ravza-ı Mutahharası’nda mücâvir olarak kalır. Kabri şeriflerine 7 yıl hizmet etmiştir. Bu hizmeti tamamladıktan sonra Hz. Peygamberimiz (s.a.s) mana âleminde, Gavsu’l-A’zam Pir Abdulkadir Geylanî (k.s) Hazretlerine şu şekilde emir verir.

“Halifen Hacı Muhammedi Malatya’ya gönder. Orada benim neslimden Hayri’yi irşad etsin.” Bu emir üzerine Hacı Muhammed Kürkî (k.s) Malatya’ya teşrif etmişlerdir.
Hacı Mustafa Hayri Efendi kaddesallâhu sırruh Hazretleri Kadiri tarikatına intisabını ise şöyle anlatırlarmış: “Bir gece rüyamda kendimi büyük bir dağın üzerinde gördüm. Bakıyorum paşa rütbesinde bir zat var, halk başına toplanmış. Ve o cemaatin içinde bir de mülâzım (asker) var. Ben de silahlı bir askerim. Kendisini seyrediyorum. Sabah kalktım, bu rüyamdan çok etkilendim. Bizim Malatya'da herkesin saygı gösterdiği sevilen ve sayılan Malatya şeyhlerinden Şeyh Mehmet Efendi'ye gittim. Ona rüyamı anlattım. O da ‘Hayri Bey! O gördüğün paşa rütbesinde büyük bir evliya’ dedi. Ben elbisesini, sarığını hatta omzundaki o zamanın tabiri ile apoletlerini anlatınca ‘O gördüğün siyahlık da teze işaret, tez zamanda o zat ile karşılaşacaksın ve ondan himmet alacaksın’ dedi.” Hacı Muhammed Efendi Hazretleri şeyhi Hacı Ömer Hüdaî Köğengi hazretlerinden aldığı manevî bir emirle Medine-i Münevvere´ye gider. Peygamberimiz’in (s.a.s) Ravza-ı Mutahharası’nda mücâvir olarak kalır. Kabri şeriflerine 7 yıl hizmet etmiştir. Bu hizmeti tamamladıktan sonra Hz. Peygamberimiz (s.a.s) mana âleminde, Gavsu’l-A’zam Pir Abdulkadir Geylanî (k.s) Hazretlerine şu şekilde emir verir. “Halifen Hacı Muhammedi Malatya’ya gönder. Orada benim neslimden Hayri’yi irşad etsin.” Bu emir üzerine Hacı Muhammed Kürkî (k.s) Malatya’ya teşrif etmişlerdir.
Hayri baba, kısa zamanda aldığı manevî eğitiminde çok mesafe alır. Şeyhi Muhammed Kürkî'nin hizmetinde bulunur. Onun manevî kandili ile birlikte birçok insanın da gönül ışıklarını yakarlar.

“Aradan sekiz, on gün kadar bir vakit geçti. Bir de baktım camide, imamın arkasında benim rüyamda gördüğüm zat namaz kılıyor. Ben de aynı cemaatteyim. O zata bakıp süzüyorum. Rüyamda gördüklerimin hepsi tamam, sadece omzunda paşa apoletleri yok. Ben de geriden bakıyorum, hoş beş hal hatır sorma devam ediyordu. Sanki benim ile uzun zamandır tanışıyor gibi ruhî bir yakınlık ve tebessüm ile bir birimizi süzüyorduk, kendisini çok sevdim. Akşam oldu. Bizim evde Malatya'nın şeyhleri, dervişleri Hacı Muhammed Efendi kaddesallâhu sırruhû Hazretlerini tanıyan hacılar geldiler. Tanışıp konuşup sohbet ettikten sonra, muazzam bir Hatm-i Kadirî yapıldı. Gelen Malatyalı misafirler hoşnut ve neşeli olarak dağıldılar. Evde kıymetli misafirim Hacı Muhammed Efendi kaddesallâhu sırruh Hazretleri ile ben yalnız kaldım. Konuşmamız esnasında sözü dolaştırıp kendisine intisâb etmeme getiriyordu. Ben de “Efendim benim intisabım var. Bana himmet, duâ buyurun” diyordum. O yine sohbeti konuşmayı kendinden inâbe almama getiriyor, ben de intisabım olduğunu söylüyor ve kendisinden inâbe almamakta direniyordum.”
Hayri baba, kısa zamanda aldığı manevî eğitiminde çok mesafe alır. Şeyhi Muhammed Kürkî'nin hizmetinde bulunur. Onun manevî kandili ile birlikte birçok insanın da gönül ışıklarını yakarlar. “Aradan sekiz, on gün kadar bir vakit geçti. Bir de baktım camide, imamın arkasında benim rüyamda gördüğüm zat namaz kılıyor. Ben de aynı cemaatteyim. O zata bakıp süzüyorum. Rüyamda gördüklerimin hepsi tamam, sadece omzunda paşa apoletleri yok. Ben de geriden bakıyorum, hoş beş hal hatır sorma devam ediyordu. Sanki benim ile uzun zamandır tanışıyor gibi ruhî bir yakınlık ve tebessüm ile bir birimizi süzüyorduk, kendisini çok sevdim. Akşam oldu. Bizim evde Malatya'nın şeyhleri, dervişleri Hacı Muhammed Efendi kaddesallâhu sırruhû Hazretlerini tanıyan hacılar geldiler. Tanışıp konuşup sohbet ettikten sonra, muazzam bir Hatm-i Kadirî yapıldı. Gelen Malatyalı misafirler hoşnut ve neşeli olarak dağıldılar. Evde kıymetli misafirim Hacı Muhammed Efendi kaddesallâhu sırruh Hazretleri ile ben yalnız kaldım. Konuşmamız esnasında sözü dolaştırıp kendisine intisâb etmeme getiriyordu. Ben de “Efendim benim intisabım var. Bana himmet, duâ buyurun” diyordum. O yine sohbeti konuşmayı kendinden inâbe almama getiriyor, ben de intisabım olduğunu söylüyor ve kendisinden inâbe almamakta direniyordum.”
“Derken vakit çok geçti, ara sıra gözümü yumup dalıyorum. Her dalışımda bakıyorum ki bu zatın kalbinden bir yol açılıyor, o yol uzana uzana Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi vesellem Efendimize varıyor ve Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem Efendimizden bir asker elinde bir parça evrakla bu zata geliyor, bu zattan da bir şeyler alıp Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem Efendimize götürüyor. Her ikisinin arasında bir posta veya manevî bir evrak memuru gibi bir askerin gidip geldiğini her dalışımda görüyorum. Gözümü açıyorum bir şey yok, gözümü yumup kalbime baktığım zaman yukarıda izah ettiğim o yüksek manevî hali görüyordum.”

“Bana ‘Benim âdetimdir, haydi vakit geçti, tesbih namazıkılalım’ dedi. Namaza kalktık. Birinci rekâtta bana öyle bir manevî çarpma oldu ki az kalsın yıkılacaktım. Kendimi toparladım. İkinci rekâtta yine aynı hal yani bana ruhen dokunma oldu. Fakat birinci rekâttaki gibi pek şiddetli olmadı. Onu çabuk geçirdim. Namazı tamamlayınca bana ‘Geç karşıma sana tesbih tarifinde bulunacağım. On iki tarikattan mezuniyetim var. Hangi tarikattan istersen ondan tarif edebilirim’ dedi.
“Derken vakit çok geçti, ara sıra gözümü yumup dalıyorum. Her dalışımda bakıyorum ki bu zatın kalbinden bir yol açılıyor, o yol uzana uzana Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi vesellem Efendimize varıyor ve Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem Efendimizden bir asker elinde bir parça evrakla bu zata geliyor, bu zattan da bir şeyler alıp Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem Efendimize götürüyor. Her ikisinin arasında bir posta veya manevî bir evrak memuru gibi bir askerin gidip geldiğini her dalışımda görüyorum. Gözümü açıyorum bir şey yok, gözümü yumup kalbime baktığım zaman yukarıda izah ettiğim o yüksek manevî hali görüyordum.” “Bana ‘Benim âdetimdir, haydi vakit geçti, tesbih namazıkılalım’ dedi. Namaza kalktık. Birinci rekâtta bana öyle bir manevî çarpma oldu ki az kalsın yıkılacaktım. Kendimi toparladım. İkinci rekâtta yine aynı hal yani bana ruhen dokunma oldu. Fakat birinci rekâttaki gibi pek şiddetli olmadı. Onu çabuk geçirdim. Namazı tamamlayınca bana ‘Geç karşıma sana tesbih tarifinde bulunacağım. On iki tarikattan mezuniyetim var. Hangi tarikattan istersen ondan tarif edebilirim’ dedi.
Ben de ‘Efendim çocukluğumdan beri Şeyh Abdulkâdir Geylânî (k.s) Hazretlerini çok severim, ona karşı çok saygım var, onun tarikatından, Kadirî dersi tarif buyurun’ dedim. O da bana Kadirî Tarikatını tarif etti. Tarif etme işini bitirince bana ‘Ben zaten Medine-i Münevvere´den Şeyh Abdulkâdir Geylânî (k.s) Hazretlerinin emr-i şerifi üzerine geldim’ dedi.”

Hacı Mustafa Hayri Efendi (k.s), canla başla mürşidinin hizmetine koyulur. O yüce zatın pek çok dua, iltifat ve himmetlerine mazhar olur.

Mustafa Hayri Efendi Hz.leri Mürşidi ile birçok yolculuk yapmış, şehir şehir köy kasaba gezerek Hakk yolun inceliklerini insanlara anlatmışlardır.
Ben de ‘Efendim çocukluğumdan beri Şeyh Abdulkâdir Geylânî (k.s) Hazretlerini çok severim, ona karşı çok saygım var, onun tarikatından, Kadirî dersi tarif buyurun’ dedim. O da bana Kadirî Tarikatını tarif etti. Tarif etme işini bitirince bana ‘Ben zaten Medine-i Münevvere´den Şeyh Abdulkâdir Geylânî (k.s) Hazretlerinin emr-i şerifi üzerine geldim’ dedi.” Hacı Mustafa Hayri Efendi (k.s), canla başla mürşidinin hizmetine koyulur. O yüce zatın pek çok dua, iltifat ve himmetlerine mazhar olur. Mustafa Hayri Efendi Hz.leri Mürşidi ile birçok yolculuk yapmış, şehir şehir köy kasaba gezerek Hakk yolun inceliklerini insanlara anlatmışlardır.
“Şeyh Hacı Muhammed Efendi (k.s) Hazretlerinin yaşlı, kıdemli ve ileri derecedeki müritleri, ‘Hacı Muhammed Efendi Hazretleri niçin bu genç Hayri Beyle bu kadar ilgileniyor, meşgul oluyor’ diyerek bulunduğumuz yeri öğrenip gelmişler. Benim Malatya’da olduğum bir zaman Hacı Muhammed Efendi Hazretlerine gelip bunun sebebini sormuşlar. O da ‘Bu genç Hayri ile neden bu kadar ilgilendiğimi kendisi gelince soralım’ demiş. Ben dergâha gelince şeyhim Hacı Muhammed Efendi Hazretleri bana yolda gelirken nasıl dua yaptığımı sordu, ben de: ‘Yolda Cenab-ı Hakk’a ‘Ya Rabbi senin rızanı tahsil için bu sevgili kuluna ve evliyana hizmet ediyorum. Bu hizmetim esnasında ayağıma batan kumların, dikenlerin, taşların adedince ümmeti Muhammedi affet’ diye dua ettim’ dediğimde Hacı Muhammed Efendi Hazretleri onların yüzüne baktı ‘Ben Hayri’yi niçin seviyormuşum anladınız mı?’ gibi bir ifade kullandı.”

Mustafa Hayri Efendi Hazretleri mürşidinin vefat tarihi 1929’dan, kendi vefatına (1979) kadar Kutbu’l-Aktab’lık görevini yürütmüştür. Günlerden bir gün, Hayri Efendi dairede çalışmakta iken kulağında Hacı Muhammed Efendi Hz.lerinin sesi yankılanır. ”Hayri! Acele gel!” Hemen bir taksiye biner, Elazığ’ın yolunu tutar. Varır ki efendisi Şeyh Hacı Muhammed Efendi ağır şekilde hastadır.
“Şeyh Hacı Muhammed Efendi (k.s) Hazretlerinin yaşlı, kıdemli ve ileri derecedeki müritleri, ‘Hacı Muhammed Efendi Hazretleri niçin bu genç Hayri Beyle bu kadar ilgileniyor, meşgul oluyor’ diyerek bulunduğumuz yeri öğrenip gelmişler. Benim Malatya’da olduğum bir zaman Hacı Muhammed Efendi Hazretlerine gelip bunun sebebini sormuşlar. O da ‘Bu genç Hayri ile neden bu kadar ilgilendiğimi kendisi gelince soralım’ demiş. Ben dergâha gelince şeyhim Hacı Muhammed Efendi Hazretleri bana yolda gelirken nasıl dua yaptığımı sordu, ben de: ‘Yolda Cenab-ı Hakk’a ‘Ya Rabbi senin rızanı tahsil için bu sevgili kuluna ve evliyana hizmet ediyorum. Bu hizmetim esnasında ayağıma batan kumların, dikenlerin, taşların adedince ümmeti Muhammedi affet’ diye dua ettim’ dediğimde Hacı Muhammed Efendi Hazretleri onların yüzüne baktı ‘Ben Hayri’yi niçin seviyormuşum anladınız mı?’ gibi bir ifade kullandı.” Mustafa Hayri Efendi Hazretleri mürşidinin vefat tarihi 1929’dan, kendi vefatına (1979) kadar Kutbu’l-Aktab’lık görevini yürütmüştür. Günlerden bir gün, Hayri Efendi dairede çalışmakta iken kulağında Hacı Muhammed Efendi Hz.lerinin sesi yankılanır. ”Hayri! Acele gel!” Hemen bir taksiye biner, Elazığ’ın yolunu tutar. Varır ki efendisi Şeyh Hacı Muhammed Efendi ağır şekilde hastadır.
Mustafa Hayri Efendi Hazretleri diyor ki:

“Efendimin ilk sözü şu oldu:

‘Sana vasiyetim var. Ümmet-i Muhammed için canını feda edeceksin. Onlara daima tavsiyede bulunacaksın. Kelime-i Tevhidin yolundan asla ayrılmayıp, bu nurlu yolumuzu devam ettireceksin. Evlat! Bundan böyle sana on iki tarikten icazet veriyorum. Senin vesilenle bu tarik neşv ü nema bulur. İleride çok halifen olur. Hz. Allah (c.c) onları da feyziyâb eyleye!’

Bazı önemli nasihatlerden sonra beni yolcu eyledi. Malatya’ya döndüm, vazifeme devam ederken vefat haberi ulaştı.”

Hacı Mustafa Hayri Efendi, hemen Elazığ-Köğenk köyüne gelir. Canından kıymetli Şeyhinin mezarını hazırlar.

Şeyhi Hacı Muhammed Efendi Hz.lerinin ölümünden sonra iyiliği teşvik etme, kötülükten alıkoyma işini yürütmeye başladı. Yaptığı bu nasihatlerle çevresinde yüzlerce binlerce insan, kötü davranışlarını bırakıp temiz bir yaşantıya adım atıyordu.

1960 yılında Ankara’ya, 1965’de ise İstanbul’a yerleşir.
Mustafa Hayri Efendi Hazretleri diyor ki: “Efendimin ilk sözü şu oldu: ‘Sana vasiyetim var. Ümmet-i Muhammed için canını feda edeceksin. Onlara daima tavsiyede bulunacaksın. Kelime-i Tevhidin yolundan asla ayrılmayıp, bu nurlu yolumuzu devam ettireceksin. Evlat! Bundan böyle sana on iki tarikten icazet veriyorum. Senin vesilenle bu tarik neşv ü nema bulur. İleride çok halifen olur. Hz. Allah (c.c) onları da feyziyâb eyleye!’ Bazı önemli nasihatlerden sonra beni yolcu eyledi. Malatya’ya döndüm, vazifeme devam ederken vefat haberi ulaştı.” Hacı Mustafa Hayri Efendi, hemen Elazığ-Köğenk köyüne gelir. Canından kıymetli Şeyhinin mezarını hazırlar. Şeyhi Hacı Muhammed Efendi Hz.lerinin ölümünden sonra iyiliği teşvik etme, kötülükten alıkoyma işini yürütmeye başladı. Yaptığı bu nasihatlerle çevresinde yüzlerce binlerce insan, kötü davranışlarını bırakıp temiz bir yaşantıya adım atıyordu. 1960 yılında Ankara’ya, 1965’de ise İstanbul’a yerleşir.
İrşat Faaliyetleri

İnsanüstü sıkıntılar görmesine rağmen, bir an olsun ders vermekten, halaka-ı zikir kurmaktan geri kalmamış, eşi Bedriye Hanım’ı kaybetmiş, çocukları öksüz kalmış, maddi sıkıntılar son haddine varmış ama yine de Rabbine, Rasulüne, Pirine, Şeyhine sadık kalmış, Ümmet-i Muhammed’in (s.a.s) sıhhat ve selameti, İslâm’ın bidat ve hurafelerden muhafazası için göğüs germiş, malından, canından fedakârlık yaparak Dîn-i İslâm-ı Mübîn’e hizmet etmiştir. Kayseri, İstanbul, Ankara, Kars, Isparta, Trabzon, Konya ve kısaca şarkta ve garpta sayılamayacak kadar çok ihvanı olmuş, ders halkaları kurulmuştur. Yani cihan-şümul bir mürşid-i kâmildir.

Kendisi için ”Sarp kayalıklarda gül yetiştiren, bakırlardan altın, taşlardan elmas yapan GÖNÜL MİMARI…” demek tam yerindedir.
İrşat Faaliyetleri İnsanüstü sıkıntılar görmesine rağmen, bir an olsun ders vermekten, halaka-ı zikir kurmaktan geri kalmamış, eşi Bedriye Hanım’ı kaybetmiş, çocukları öksüz kalmış, maddi sıkıntılar son haddine varmış ama yine de Rabbine, Rasulüne, Pirine, Şeyhine sadık kalmış, Ümmet-i Muhammed’in (s.a.s) sıhhat ve selameti, İslâm’ın bidat ve hurafelerden muhafazası için göğüs germiş, malından, canından fedakârlık yaparak Dîn-i İslâm-ı Mübîn’e hizmet etmiştir. Kayseri, İstanbul, Ankara, Kars, Isparta, Trabzon, Konya ve kısaca şarkta ve garpta sayılamayacak kadar çok ihvanı olmuş, ders halkaları kurulmuştur. Yani cihan-şümul bir mürşid-i kâmildir. Kendisi için ”Sarp kayalıklarda gül yetiştiren, bakırlardan altın, taşlardan elmas yapan GÖNÜL MİMARI…” demek tam yerindedir.
“Bu dervişlik işi kılık kıyafetle olmaz. Allah’ın (c.c) nurunu elbisede aramayın” buyururdu. Kendisi de halktan farklı giyinmezdi. Keramet konusunda çok hassastı.

“Bir doğruluk, bin kerametten üstündür. Bin keramet insana bir hasene/sevap yazdırmaz ama bir doğruluk sayısız sevap kazandırır.”

Yine, “Bu yolda bin menzil vardır, ilki keramettir.” buyururdu.

Kendisinden her zaman sayısız kerametler zuhur ettiği halde O, bunları şöyle değerlendirirdi: ”Emir olunduğum gibi icra ederim, her şeye hâkim olan Allah’tır.”

Bir gün buyurdu ki:“Ben ömrüm boyunca kimi aradım bilir misiniz? Vazifemi devredeceğim İnsan-ı Kâmili aradım.”

Orada hazır bulunan müridân sordular: “Efendim, peki ya biz ne oluyoruz?”

Mustafa Hayri Efendi Hazretleri buyurdu ki: ”Ben, O'nu ararken, siz de arada irşâd oluyorsunuz”
“Bu dervişlik işi kılık kıyafetle olmaz. Allah’ın (c.c) nurunu elbisede aramayın” buyururdu. Kendisi de halktan farklı giyinmezdi. Keramet konusunda çok hassastı. “Bir doğruluk, bin kerametten üstündür. Bin keramet insana bir hasene/sevap yazdırmaz ama bir doğruluk sayısız sevap kazandırır.” Yine, “Bu yolda bin menzil vardır, ilki keramettir.” buyururdu. Kendisinden her zaman sayısız kerametler zuhur ettiği halde O, bunları şöyle değerlendirirdi: ”Emir olunduğum gibi icra ederim, her şeye hâkim olan Allah’tır.” Bir gün buyurdu ki:“Ben ömrüm boyunca kimi aradım bilir misiniz? Vazifemi devredeceğim İnsan-ı Kâmili aradım.” Orada hazır bulunan müridân sordular: “Efendim, peki ya biz ne oluyoruz?” Mustafa Hayri Efendi Hazretleri buyurdu ki: ”Ben, O'nu ararken, siz de arada irşâd oluyorsunuz”
“Haseben ve neseben bütün evlatlarıma on iki tarikten ders vermeye ve halaka-yı zikir yaptırmaya, halkı ikaz ve irşad etmeye Hazreti Rasul-i Ekrem (s.a.s) Efendimizden izin aldım.” buyururdu.

Çok mütevazı idi. Yaşlılık döneminde dahi misafirlerine kendi hizmet eder, tasavvufî hayatı, yaşantısı ile kalplere işlerdi.

“Evladım toprak olarak kimse, kimseden üstün değildir.”

Her anı Allah’ı (c.c) zikir ile geçerdi. Manevî hallerini maharetle gizler ve “Hz. Allah’ın (c.c) Settâr ismine büründüm” buyururlardı. Halk içinde Hakk (c.c) ile olmayı telkin ederdi.
“Haseben ve neseben bütün evlatlarıma on iki tarikten ders vermeye ve halaka-yı zikir yaptırmaya, halkı ikaz ve irşad etmeye Hazreti Rasul-i Ekrem (s.a.s) Efendimizden izin aldım.” buyururdu. Çok mütevazı idi. Yaşlılık döneminde dahi misafirlerine kendi hizmet eder, tasavvufî hayatı, yaşantısı ile kalplere işlerdi. “Evladım toprak olarak kimse, kimseden üstün değildir.” Her anı Allah’ı (c.c) zikir ile geçerdi. Manevî hallerini maharetle gizler ve “Hz. Allah’ın (c.c) Settâr ismine büründüm” buyururlardı. Halk içinde Hakk (c.c) ile olmayı telkin ederdi.
Ahlakı son derece yumuşaktı. Uzaktan baktığında sert mizaçlı, celal meşrep bir insan zannedilirdi, ama yanına sokuldukça, onunla oldukça şefkatli, pamuk yığını şeker bir adam denirdi. Hiç kaba davranışı yoktu. Çok nezaket ehli olması münasebetiyle hassastı, küçük büyük ayırt etmez hassas davranırdı. İnsanlara bir şeyler anlatabilmek için ilahi bir ölçüsü vardı.

“İnsanlarla bütünleşmek, ters düşmemek için onlardan biri gibi olacaksın ki adam seni kabul etsin. Farklı kılık kıyafetlerle toplumun içine girersen o insan seni dinler mi? Seninle beraber olur mu? Sana ona göre not verirler.”

Böylece nice sarhoşları, kumarbazları yola getirmiştir. Sokaktan perişan kılıklı garipleri evine getirir, onlara ikramlarda bulunur gönüllerini hoş ederdi.
Ahlakı son derece yumuşaktı. Uzaktan baktığında sert mizaçlı, celal meşrep bir insan zannedilirdi, ama yanına sokuldukça, onunla oldukça şefkatli, pamuk yığını şeker bir adam denirdi. Hiç kaba davranışı yoktu. Çok nezaket ehli olması münasebetiyle hassastı, küçük büyük ayırt etmez hassas davranırdı. İnsanlara bir şeyler anlatabilmek için ilahi bir ölçüsü vardı. “İnsanlarla bütünleşmek, ters düşmemek için onlardan biri gibi olacaksın ki adam seni kabul etsin. Farklı kılık kıyafetlerle toplumun içine girersen o insan seni dinler mi? Seninle beraber olur mu? Sana ona göre not verirler.” Böylece nice sarhoşları, kumarbazları yola getirmiştir. Sokaktan perişan kılıklı garipleri evine getirir, onlara ikramlarda bulunur gönüllerini hoş ederdi.
Mustafa Hayri Hazretleri, insanlara hem nimetleri müjdeliyor hem de hataların karşılıksız bırakılmayacağını yaptıklarının karşılığında bir cezai müeyyidenin olacağını hatırlatıyordu.

Toplumda, dünya hayatının terk edilemeyeceğini söylerdi:

“Evladım, hiçbir insan hele hele Müslüman, dünyayı arkasına atıp terk edemez. İndallahta vebal altında kalır. İnsan çoluk çocuğunun rızkını kazanmakla, etrafına hizmet etmekle mükelleftir. Eğer yokluğundan dolayı sulbünden gelen insan, yanlış yaparsa bunun hesabını veremez. O bakımdan insanların etrafına maddi bakımdan faydalı olmaları gerekir. Bir eliniz yârda bir eliniz kârda olacak. Kalbinize maddeyi koymayacaksınız.”

Dünyanın imtihan ölçülerine göre dizayn edilmiş bir yer, ya da imtihan sahası olarak ayarlanmış bir yer olduğunu söylerdi.
Mustafa Hayri Hazretleri, insanlara hem nimetleri müjdeliyor hem de hataların karşılıksız bırakılmayacağını yaptıklarının karşılığında bir cezai müeyyidenin olacağını hatırlatıyordu. Toplumda, dünya hayatının terk edilemeyeceğini söylerdi: “Evladım, hiçbir insan hele hele Müslüman, dünyayı arkasına atıp terk edemez. İndallahta vebal altında kalır. İnsan çoluk çocuğunun rızkını kazanmakla, etrafına hizmet etmekle mükelleftir. Eğer yokluğundan dolayı sulbünden gelen insan, yanlış yaparsa bunun hesabını veremez. O bakımdan insanların etrafına maddi bakımdan faydalı olmaları gerekir. Bir eliniz yârda bir eliniz kârda olacak. Kalbinize maddeyi koymayacaksınız.” Dünyanın imtihan ölçülerine göre dizayn edilmiş bir yer, ya da imtihan sahası olarak ayarlanmış bir yer olduğunu söylerdi.
Derslerimize, günlük zikirlerimize devam edelim, ölüm var ahiret var, son nefes tehlikesi, kabir azabı, daha kötüsü mahşer, cennet, cehennem, bunlar hepsi hak. Görüyorsunuz camilerde vakit vakit cenazeler bizim gibi insan evladı, mal mülk sahipleri getiriliyor, er kişi namazına, er kişi niyetine kadın kişi niyetine diye allahuekber diye namazlarımız kılınıyor bir gün bizleri de o musallaya çıkaracaklar bu dünya fanidir gelip geçicidir bekası vefası yoktur ne servetinin ne hayatının ne şunun ne bunun bir devamı bekası yoktur kimseye kalmış değildir. Hz. Adem’den bu zamana kadar ne enbiyası ne evliyası ne zengini ne kumandanı ne padişahı hiç kimseye kalmış değildir yinede kalmayacak bizde burayı bir gün ister istemez terk edeceğiz. Bura geçici fani bir yerdir, ahiret evine imana çalışmak lazım bununda en büyük kazancı gerek ayetle gerek hadislerle gerek evliya ulemanın kelamı ile sabittir, en büyük faydası bizi azaptan kurtaracak kalbimizi temizleyecek, Hakka ulaştıracak, nefsi şeytanı mağlup edecek Allah’ın c.c. zikri tevhididir.  La ilahe illallah zikrine, ismi celal, Kur-an, salavat, istiğfara devam etmemiz lazım. Allah c.c. nasip etmiş en yüksek en ala kuvvetli bir tarikten ders almışız ve söz vermişiz bize söz vermediniz ta Resulullah Efendimize kadar bu zincir oraya kadar gidiyor, Cenabı Hakka kadar söz verdiniz. 24 saatte bir defa derslerinizi 33’er 100’er ne ise okumayı vaad ettiniz bunu yapmazsanız çok büyük zarara uğrarsınız ve bazı kitaplarda evliyalar yazıyorlar tevbe-i telkin alıp ders alıp da derslerini terk edenlerin manen batının suretleri arkasına döneceğini. Arkasına döner diyor, diyorlar büyük zarar büyük tehlike çünkü Lailahe illallah, Allah zikrine devam edipte dağın tepesine çıkmış oradan bu zikri dilinden bırakmak demek dağın tepesinden aşağı düşüp de paramparça paramparça olmak gibidir. Onun için tevbe istiğfar edin, derslerini tembellik edip veyahut nefsine şeytana uyup terk edenler varsa derslerinize devam edin derslerinizi bırakmayın.
Derslerimize, günlük zikirlerimize devam edelim, ölüm var ahiret var, son nefes tehlikesi, kabir azabı, daha kötüsü mahşer, cennet, cehennem, bunlar hepsi hak. Görüyorsunuz camilerde vakit vakit cenazeler bizim gibi insan evladı, mal mülk sahipleri getiriliyor, er kişi namazına, er kişi niyetine kadın kişi niyetine diye allahuekber diye namazlarımız kılınıyor bir gün bizleri de o musallaya çıkaracaklar bu dünya fanidir gelip geçicidir bekası vefası yoktur ne servetinin ne hayatının ne şunun ne bunun bir devamı bekası yoktur kimseye kalmış değildir. Hz. Adem’den bu zamana kadar ne enbiyası ne evliyası ne zengini ne kumandanı ne padişahı hiç kimseye kalmış değildir yinede kalmayacak bizde burayı bir gün ister istemez terk edeceğiz. Bura geçici fani bir yerdir, ahiret evine imana çalışmak lazım bununda en büyük kazancı gerek ayetle gerek hadislerle gerek evliya ulemanın kelamı ile sabittir, en büyük faydası bizi azaptan kurtaracak kalbimizi temizleyecek, Hakka ulaştıracak, nefsi şeytanı mağlup edecek Allah’ın c.c. zikri tevhididir. La ilahe illallah zikrine, ismi celal, Kur-an, salavat, istiğfara devam etmemiz lazım. Allah c.c. nasip etmiş en yüksek en ala kuvvetli bir tarikten ders almışız ve söz vermişiz bize söz vermediniz ta Resulullah Efendimize kadar bu zincir oraya kadar gidiyor, Cenabı Hakka kadar söz verdiniz. 24 saatte bir defa derslerinizi 33’er 100’er ne ise okumayı vaad ettiniz bunu yapmazsanız çok büyük zarara uğrarsınız ve bazı kitaplarda evliyalar yazıyorlar tevbe-i telkin alıp ders alıp da derslerini terk edenlerin manen batının suretleri arkasına döneceğini. Arkasına döner diyor, diyorlar büyük zarar büyük tehlike çünkü Lailahe illallah, Allah zikrine devam edipte dağın tepesine çıkmış oradan bu zikri dilinden bırakmak demek dağın tepesinden aşağı düşüp de paramparça paramparça olmak gibidir. Onun için tevbe istiğfar edin, derslerini tembellik edip veyahut nefsine şeytana uyup terk edenler varsa derslerinize devam edin derslerinizi bırakmayın.
Allah’ın zikrine toplantıya da devam edin toplantı zikrinin fazileti pek çok cenabı peygamber s.a.v. halaka-i zikir, zikir meclisleri cennet bahçelerinden bir bahçedir, uğrarsanız meyvelerinden istifade edin diye buyurmuştur. Sonra bir zaman gelir ki bir defa daha “Lailahe illallah” diyeyim dersin de ele geçmez, bu dil söylemez olacak bu göz görmez olacak bu el tutmaz olacak bu ayak yürümez bir hal alacak böyle bu hal gelecek bir gün o zaman eyvah eyvah bu kadar ömrümüz var geçti boş geçti de Rabbimizi zikretmedik Rabbimize ibadet etmedik diye nedametler duyacağız. Önümüzde büyük tehlikeler var onun için söz verdik vaad ettik kendi saadetimiz için derslerimize muntazaman aksatmadan devam edelim ki feyzimiz kesilmeye. Bakın şuraya elektrik cereyanı geliyor yoldaki ana hatta bağlanmış da belediyeye her gün her ay ne ise parasını veriyoruz da cereyan geliyor, bağlanmasa cereyan gelmediği gibi ve bu cereyanında ücretini vermediğimiz gibi cereyanı kesiyorlar karanlıkta kalıyoruz. Manevi cereyanda Resulullah s.a.v. efendimizden geliyor oraya söz verdik, oraya bağlandık bağlanmazsak cereyan alamadığımız gibi ve onun ücreti olan yevmi derslerimizi de yapmazsak belediyenin parası vermeyip de cereyan kesildiği gibi manevi feyiz cereyanı kesildi mi zulümatta karanlıkta kalırız, şeytan bize daha ziyade tasallut eder yaklaşır, derken bütün bütün zikirden ibadetten uzak kalırız sonra bütün tehlikeye hüsrana büyük zarara uğrarız, Ayık kalın, uyanık olalım derslerimize devam edelim, bırakmışsak yapmamışsak tevbe edelim zikrimize tarikimize yolumuza hüsnü salatla hüsnü amelle çalışalım hatta başka tariklere başka şeyhlere de dönmeyelim söz verdiğimiz yolda tarik de sebat edelim hatta şeyhimiz dünyasını, dünyamızı değişsek bile evvela Allah’ın izni ile yine hayattaki gibi maneviyatta da ölüm anında da yine feyziyab ve himmet alabilirsiniz.
Allah’ın zikrine toplantıya da devam edin toplantı zikrinin fazileti pek çok cenabı peygamber s.a.v. halaka-i zikir, zikir meclisleri cennet bahçelerinden bir bahçedir, uğrarsanız meyvelerinden istifade edin diye buyurmuştur. Sonra bir zaman gelir ki bir defa daha “Lailahe illallah” diyeyim dersin de ele geçmez, bu dil söylemez olacak bu göz görmez olacak bu el tutmaz olacak bu ayak yürümez bir hal alacak böyle bu hal gelecek bir gün o zaman eyvah eyvah bu kadar ömrümüz var geçti boş geçti de Rabbimizi zikretmedik Rabbimize ibadet etmedik diye nedametler duyacağız. Önümüzde büyük tehlikeler var onun için söz verdik vaad ettik kendi saadetimiz için derslerimize muntazaman aksatmadan devam edelim ki feyzimiz kesilmeye. Bakın şuraya elektrik cereyanı geliyor yoldaki ana hatta bağlanmış da belediyeye her gün her ay ne ise parasını veriyoruz da cereyan geliyor, bağlanmasa cereyan gelmediği gibi ve bu cereyanında ücretini vermediğimiz gibi cereyanı kesiyorlar karanlıkta kalıyoruz. Manevi cereyanda Resulullah s.a.v. efendimizden geliyor oraya söz verdik, oraya bağlandık bağlanmazsak cereyan alamadığımız gibi ve onun ücreti olan yevmi derslerimizi de yapmazsak belediyenin parası vermeyip de cereyan kesildiği gibi manevi feyiz cereyanı kesildi mi zulümatta karanlıkta kalırız, şeytan bize daha ziyade tasallut eder yaklaşır, derken bütün bütün zikirden ibadetten uzak kalırız sonra bütün tehlikeye hüsrana büyük zarara uğrarız, Ayık kalın, uyanık olalım derslerimize devam edelim, bırakmışsak yapmamışsak tevbe edelim zikrimize tarikimize yolumuza hüsnü salatla hüsnü amelle çalışalım hatta başka tariklere başka şeyhlere de dönmeyelim söz verdiğimiz yolda tarik de sebat edelim hatta şeyhimiz dünyasını, dünyamızı değişsek bile evvela Allah’ın izni ile yine hayattaki gibi maneviyatta da ölüm anında da yine feyziyab ve himmet alabilirsiniz.
Şeyh deyince subay deyince ordunun subayı deyince ordu komutanı demek onbaşısından al, ta genel kurmayına kadar rütbede subay var şeyh denince mürşit denince hepsi dahil şeyh ama onbaşı rütbesinden al ta genelkurmaya kadar rütbede veliler var büyük mertebelere yetişen veliler hayattaki gibi mematlarında da tasarruf ederler. Şeyhimiz dünyasını değişti diyerekten başka tarike başka meşayihe gitmeye luzum yok, derslerine devam. Mürşidimiz hele pirimiz kıyamete kadar onun tasarrufu bakidir baki olduğu gibi mürşidimiz Hacı Ömer Hüdai Hz.leri ve diğer mürşitlerimizde buyurmuşlar ki biz hayatımızda kın içinde kılıç gibiyiz, bir mürid seslenirse kından çıkıp yetişeceğiz, halbuki vefatımızda kından çıkmış cesetten çıkmış hazır yalın kılıcız seslendiler mi yetişiriz demişlerdir eğer biz bir mürid darda kalır himmet istemezse bir yüzü kara olsun bizde yetişmezsek iki yüzümüz kara olsun demişlerdir onun için başka hayatta mematta başka şeyhe başka tarike gitmeye lüzum yok, yollarınıza devam edin çalışınki cenabı hakkın rızasını kazana son nefeste iman ile gide kabir azabından kurtulasınız ve sırattan yıldırım gibi geçip mahv-ı rüsvay olmayasınız.
Şeyh deyince subay deyince ordunun subayı deyince ordu komutanı demek onbaşısından al, ta genel kurmayına kadar rütbede subay var şeyh denince mürşit denince hepsi dahil şeyh ama onbaşı rütbesinden al ta genelkurmaya kadar rütbede veliler var büyük mertebelere yetişen veliler hayattaki gibi mematlarında da tasarruf ederler. Şeyhimiz dünyasını değişti diyerekten başka tarike başka meşayihe gitmeye luzum yok, derslerine devam. Mürşidimiz hele pirimiz kıyamete kadar onun tasarrufu bakidir baki olduğu gibi mürşidimiz Hacı Ömer Hüdai Hz.leri ve diğer mürşitlerimizde buyurmuşlar ki biz hayatımızda kın içinde kılıç gibiyiz, bir mürid seslenirse kından çıkıp yetişeceğiz, halbuki vefatımızda kından çıkmış cesetten çıkmış hazır yalın kılıcız seslendiler mi yetişiriz demişlerdir eğer biz bir mürid darda kalır himmet istemezse bir yüzü kara olsun bizde yetişmezsek iki yüzümüz kara olsun demişlerdir onun için başka hayatta mematta başka şeyhe başka tarike gitmeye lüzum yok, yollarınıza devam edin çalışınki cenabı hakkın rızasını kazana son nefeste iman ile gide kabir azabından kurtulasınız ve sırattan yıldırım gibi geçip mahv-ı rüsvay olmayasınız.
Dünyanın zevkine bu fani hayata bütün bütün aldanıp da yine Allah’ın c.c. zikrinden ibadetinden geri kalmayın ihmal etmeyin sonra çok nedamet çok pişman olacaksınız geçen bir kitap da okudum Resulullah s.a.v. efendimiz bir hadis şerifte diyor ki “Kabirlerdeki azap çeken mevtaları, rahatta olan mevtaları size ben Cenab-ı Hakka rica eder gösteririm amma göstersem korktum ki korkarım ki ölüleri götürüp gömmeyesiniz” oraya yani o kadar o kabristanda şimdi yatan mevtaların hele Allah c.c. bide gözlerimizi açsa orda ki hali gösterse dayanamayız onlar kabirde ne azaplar çekiyor herkes yaptığı hatanın miktarınca orada azaptalar, dünyada ömrünü iyi geçirenler de orada rahatta zevkü sefadalar. Onların bazılarının kabri cennet bahçesi gibi rahattalar bir çokları da azabı elime giriftar olmuş akşam sabah azap çekiyorlar feryatları asumana çıkıyor. Onun için ayık olalım Allah c.c. ve kitabında peygamber hadisinde ne haber vermişse hepsi haktır ve olacaktır, uyanalım ayık olalım, nefse şeytana dünyaya aldanıp da Allah’ın c.c. ibadetinden zikrinden fikrinden geri kalmayalım elimizden geldiği kadar meşru olan hem dünyamıza çalışalım hem de ahretimize çalışalım ki orada büyük azaba büyük tehlikeye düşmeyelim, saadete cennete cemala erelim yoksa sonra pişmanlık para etmez.
Dünyanın zevkine bu fani hayata bütün bütün aldanıp da yine Allah’ın c.c. zikrinden ibadetinden geri kalmayın ihmal etmeyin sonra çok nedamet çok pişman olacaksınız geçen bir kitap da okudum Resulullah s.a.v. efendimiz bir hadis şerifte diyor ki “Kabirlerdeki azap çeken mevtaları, rahatta olan mevtaları size ben Cenab-ı Hakka rica eder gösteririm amma göstersem korktum ki korkarım ki ölüleri götürüp gömmeyesiniz” oraya yani o kadar o kabristanda şimdi yatan mevtaların hele Allah c.c. bide gözlerimizi açsa orda ki hali gösterse dayanamayız onlar kabirde ne azaplar çekiyor herkes yaptığı hatanın miktarınca orada azaptalar, dünyada ömrünü iyi geçirenler de orada rahatta zevkü sefadalar. Onların bazılarının kabri cennet bahçesi gibi rahattalar bir çokları da azabı elime giriftar olmuş akşam sabah azap çekiyorlar feryatları asumana çıkıyor. Onun için ayık olalım Allah c.c. ve kitabında peygamber hadisinde ne haber vermişse hepsi haktır ve olacaktır, uyanalım ayık olalım, nefse şeytana dünyaya aldanıp da Allah’ın c.c. ibadetinden zikrinden fikrinden geri kalmayalım elimizden geldiği kadar meşru olan hem dünyamıza çalışalım hem de ahretimize çalışalım ki orada büyük azaba büyük tehlikeye düşmeyelim, saadete cennete cemala erelim yoksa sonra pişmanlık para etmez.
Evladım! Dünya ve ahret saadeti ancak Allah’ı zikirdedir. Allah’ın zikrini yapanlar dünya ve ahret selamet ve saadetine ererler. Şeriatla tarikatla amel edenler muvaffak olurlar. Yolumuz, şeyhimiz, mürşitlerimiz, pirlerimiz büyük zatlardır. Kuvvetli bir yoldur. Büyük bir caddedir. Çalışan mahrum kalmaz, inşallah. Hem dünyada, hem ahrette. Yaramazların, bozguncuların anlattıklarına aldanmayın. Çatal kazık yere batmaz. Şâh Abdulkâdir Geylânî’den rucû‘ eden (dönen) mürit kolay, kolay felah bulmaz. Giderse kolay, kolay iflah olmaz… Siz bilmezsiniz, bu yolun birçok halleri var.  Sonra varlık ve benlik için değil de, evvel Allah’ın izniyle benim şeyhim 12 tarikten mezundur. 12 tarikten de bana izin vermiştir. Yani 12 tarikten irşada memurum. On başı, çavuş falan filan değil… 12 tarikten mezunum.
Evladım! Dünya ve ahret saadeti ancak Allah’ı zikirdedir. Allah’ın zikrini yapanlar dünya ve ahret selamet ve saadetine ererler. Şeriatla tarikatla amel edenler muvaffak olurlar. Yolumuz, şeyhimiz, mürşitlerimiz, pirlerimiz büyük zatlardır. Kuvvetli bir yoldur. Büyük bir caddedir. Çalışan mahrum kalmaz, inşallah. Hem dünyada, hem ahrette. Yaramazların, bozguncuların anlattıklarına aldanmayın. Çatal kazık yere batmaz. Şâh Abdulkâdir Geylânî’den rucû‘ eden (dönen) mürit kolay, kolay felah bulmaz. Giderse kolay, kolay iflah olmaz… Siz bilmezsiniz, bu yolun birçok halleri var. Sonra varlık ve benlik için değil de, evvel Allah’ın izniyle benim şeyhim 12 tarikten mezundur. 12 tarikten de bana izin vermiştir. Yani 12 tarikten irşada memurum. On başı, çavuş falan filan değil… 12 tarikten mezunum.
Bütün tarikatlar haktır. Hakk’a giden yoldur. Lakin en büyüğü, en alası, en kuvvetlisi Tarik-i Kâdirî’dir. Şâh Abdulkâdir Geylânî gibi bir veli ne gelmiş, ne gelir.
 Siz bilmezsiniz, bu yolun birçok halleri var.
 Ben 12 tarikten izinliyim, 12 tarikte mezunum. Sonra bizim kolumuz, elhamdülillah çok yüksek bir koldur. Pirimiz de bütün evliyanın başı, reisi… Onun halifeleri de, hep zamanın kutupları. Onun için de mürşid-i azam, büyük mürşitler Peygambere vekâlet yapmışlar. Hep Kutbu’l-Aktab’tan gelip Kutbu’l-Aktab’a gider.
 Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selleme senelerdir vekâlet, naiblik yaparım elhamdülillah… 40 senedir bu yolda çalışıyorum. Yolumuz, hak yoldur. Çok kuvvetli bir şeyh vermiş. Pirimiz zaten pirlerin başı, evliyaların reisidir.
Bu Kâdirî’ye yapışın, çalışın inşallah feyz-yâb olursunuz. Onun bunun, şunun bunun anlattıkları nefsanî, şeytanî insanların sözlerine aldırmayın.
Bütün tarikatlar haktır. Hakk’a giden yoldur. Lakin en büyüğü, en alası, en kuvvetlisi Tarik-i Kâdirî’dir. Şâh Abdulkâdir Geylânî gibi bir veli ne gelmiş, ne gelir. Siz bilmezsiniz, bu yolun birçok halleri var. Ben 12 tarikten izinliyim, 12 tarikte mezunum. Sonra bizim kolumuz, elhamdülillah çok yüksek bir koldur. Pirimiz de bütün evliyanın başı, reisi… Onun halifeleri de, hep zamanın kutupları. Onun için de mürşid-i azam, büyük mürşitler Peygambere vekâlet yapmışlar. Hep Kutbu’l-Aktab’tan gelip Kutbu’l-Aktab’a gider. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selleme senelerdir vekâlet, naiblik yaparım elhamdülillah… 40 senedir bu yolda çalışıyorum. Yolumuz, hak yoldur. Çok kuvvetli bir şeyh vermiş. Pirimiz zaten pirlerin başı, evliyaların reisidir. Bu Kâdirî’ye yapışın, çalışın inşallah feyz-yâb olursunuz. Onun bunun, şunun bunun anlattıkları nefsanî, şeytanî insanların sözlerine aldırmayın.
Bu aciz, bu fakir… Hakiki mürşit, şeyh elinden tutmuşum. Pirim de yüksek, mürşitlerim de çok yüksek elhamdülillah. Bize yapışan, tarik ile gidenler Allah, Rasûl ve Pirimizden, Şeyhlerimizden feyiz alırlar inşallah.
 Hiç şüphe etmesinler. Tarikimiz, yolumuz, halimiz, ahvâlimiz mükemmeldir elhamdülillah.
 Hepsi paşa, generaldir; yüksek veliler, yüksek meşâyıhlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleme senelerce vekâlet etmiş, nâib; Peygamber vekilliği yapmış, generallik, manevî paşalık kazanmış veliler...
 Bizim silsilemiz böyle, zincirimiz böyle gider elhamdülillah.
 Anladın mı?
 Toplantılarımıza, halaka-ı zikre her hafta, hafta da bir iki gün devam ediniz.
Bu aciz, bu fakir… Hakiki mürşit, şeyh elinden tutmuşum. Pirim de yüksek, mürşitlerim de çok yüksek elhamdülillah. Bize yapışan, tarik ile gidenler Allah, Rasûl ve Pirimizden, Şeyhlerimizden feyiz alırlar inşallah. Hiç şüphe etmesinler. Tarikimiz, yolumuz, halimiz, ahvâlimiz mükemmeldir elhamdülillah. Hepsi paşa, generaldir; yüksek veliler, yüksek meşâyıhlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleme senelerce vekâlet etmiş, nâib; Peygamber vekilliği yapmış, generallik, manevî paşalık kazanmış veliler... Bizim silsilemiz böyle, zincirimiz böyle gider elhamdülillah. Anladın mı? Toplantılarımıza, halaka-ı zikre her hafta, hafta da bir iki gün devam ediniz.
Halifesi Zülcenâheyn Abdullah Demircioğlu Efendi Hz.lerinin Dilinden

“Benim kendisiyle tabii ki bir 9–10 senelik beraberliğim oldu. Sosyal yönü itibariyle çok faaldi. Babacan bir tavrı vardı. Ahlakı yüksek idi. Herkesi rahmetle, merhametle, şefkatle kucaklardı. Kendisini ziyaret edenlere ölçüler içerisinde İslâmiyet için yardımcı olurdu. Nazikti, kimseyi kırmazdı. Kimsenin incinmesini istemezdi. Böyle, sosyal yönü çok genişti. Yani Peygamberimizin (s.a.s.) hayatını aynen yansıtan, onun ahlakı ile bezenmiş yüce bir şahsiyetti.”

“Genel olarak onun bir hali vardı. Kendisini ziyaret edenlerde bir dalma hali olurdu. Ben anlardım ki, o dalma halinde olan kişilerin kalplerini manevî göz ile bir tarassut ederdi. Yani onların içlerini okurdu. Evet, evliyanın yanında kalbini tut, ilim sahibinin yanında da dilini tut! (O), öyle yapardı. Kendisini ziyaret edenlerin gönülleri hemen ona akardı. Sevgiyle, muhabbetle…”

“Hâlisiyye kolunun ehemmiyetinden, öneminden, nasıl kurulduğundan bilgiler verirdi. Tatminkâr ve doyurucuydu. Zamanın Kutbu’l-Aktabı olduğunu: ”Biz isteseydik bütün dünyaya kendimizi duyururduk. Ama biz sır olarak kalmayı arzu ettik” diyordu. Zaten fazla çok konuşmazdı. Az söz, öz mana ifade eder.”
Halifesi Zülcenâheyn Abdullah Demircioğlu Efendi Hz.lerinin Dilinden “Benim kendisiyle tabii ki bir 9–10 senelik beraberliğim oldu. Sosyal yönü itibariyle çok faaldi. Babacan bir tavrı vardı. Ahlakı yüksek idi. Herkesi rahmetle, merhametle, şefkatle kucaklardı. Kendisini ziyaret edenlere ölçüler içerisinde İslâmiyet için yardımcı olurdu. Nazikti, kimseyi kırmazdı. Kimsenin incinmesini istemezdi. Böyle, sosyal yönü çok genişti. Yani Peygamberimizin (s.a.s.) hayatını aynen yansıtan, onun ahlakı ile bezenmiş yüce bir şahsiyetti.” “Genel olarak onun bir hali vardı. Kendisini ziyaret edenlerde bir dalma hali olurdu. Ben anlardım ki, o dalma halinde olan kişilerin kalplerini manevî göz ile bir tarassut ederdi. Yani onların içlerini okurdu. Evet, evliyanın yanında kalbini tut, ilim sahibinin yanında da dilini tut! (O), öyle yapardı. Kendisini ziyaret edenlerin gönülleri hemen ona akardı. Sevgiyle, muhabbetle…” “Hâlisiyye kolunun ehemmiyetinden, öneminden, nasıl kurulduğundan bilgiler verirdi. Tatminkâr ve doyurucuydu. Zamanın Kutbu’l-Aktabı olduğunu: ”Biz isteseydik bütün dünyaya kendimizi duyururduk. Ama biz sır olarak kalmayı arzu ettik” diyordu. Zaten fazla çok konuşmazdı. Az söz, öz mana ifade eder.”
Beni anladın, değil mi? İnsanın gözü açık olursa açık olur.
 Bu aciz, bu fakir… Hakiki mürşit, şeyh elinden tutmuşum. Pirim de yüksek, mürşitlerim de çok yüksek elhamdülillah. Bize yapışan, tarik ile gidenler Allah, Rasûl ve Pirimizden, Şeyhlerimizden feyiz alırlar inşallah.
 Hiç şüphe etmesinler. Tarikimiz, yolumuz, halimiz, ahvâlimiz mükemmeldir elhamdülillah.
 Hepsi paşa, generaldir; yüksek veliler, yüksek meşâyıhlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleme senelerce vekâlet etmiş, nâib; Peygamber vekilliği yapmış, generallik, manevî paşalık kazanmış veliler...
 Bizim silsilemiz böyle, zincirimiz böyle gider elhamdülillah.
 Anladın mı?
 Toplantılarımıza, halaka-ı zikre her hafta, hafta da bir iki gün devam ediniz.
Beni anladın, değil mi? İnsanın gözü açık olursa açık olur. Bu aciz, bu fakir… Hakiki mürşit, şeyh elinden tutmuşum. Pirim de yüksek, mürşitlerim de çok yüksek elhamdülillah. Bize yapışan, tarik ile gidenler Allah, Rasûl ve Pirimizden, Şeyhlerimizden feyiz alırlar inşallah. Hiç şüphe etmesinler. Tarikimiz, yolumuz, halimiz, ahvâlimiz mükemmeldir elhamdülillah. Hepsi paşa, generaldir; yüksek veliler, yüksek meşâyıhlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleme senelerce vekâlet etmiş, nâib; Peygamber vekilliği yapmış, generallik, manevî paşalık kazanmış veliler... Bizim silsilemiz böyle, zincirimiz böyle gider elhamdülillah. Anladın mı? Toplantılarımıza, halaka-ı zikre her hafta, hafta da bir iki gün devam ediniz.
İnsanı zikir-fikir geliştirir. Fakat ona gerçek anlamda faydası dokunacak olan rabıtadır. Yunusemre hazretleri diyor ki;
Bir çeşmenin başına bir testiyi korsan, kırk sene beklesen kendi kendine dolası değil.
Çeşmenin başına testiyi koy, bekle. Kendi kendine dolar mı ya?
Bekle o testiyi çeşmenin altına, musluğun altına tutup, musluğu açık çeşmeye dayayacaksın ki gelen su da dolsun testiye.
Testiye su dolsun. Kalbin de daim meşâyıhın çeşmesine bağlı olacak ki feyiz gele. Etrafına testiyi koymuşsun, kırk sene beklesen dahi o testiye su dolmaz. Onun için müridi ileri götüren teveccüh ve rabıtadır. Rabıtaya çok dikkat edeceksiniz. Her yerde şeyhinizden gafil olmayacaksınız. Şeyhimin ruhaniyeti hazır, karşımda duruyor. Her yerde dersine devam edeceksin. Dünyana da çalış, derslerini de güzel güzel yap ki hem dünyada hem ahirette saadete eresin.
İnsanı zikir-fikir geliştirir. Fakat ona gerçek anlamda faydası dokunacak olan rabıtadır. Yunusemre hazretleri diyor ki; Bir çeşmenin başına bir testiyi korsan, kırk sene beklesen kendi kendine dolası değil. Çeşmenin başına testiyi koy, bekle. Kendi kendine dolar mı ya? Bekle o testiyi çeşmenin altına, musluğun altına tutup, musluğu açık çeşmeye dayayacaksın ki gelen su da dolsun testiye. Testiye su dolsun. Kalbin de daim meşâyıhın çeşmesine bağlı olacak ki feyiz gele. Etrafına testiyi koymuşsun, kırk sene beklesen dahi o testiye su dolmaz. Onun için müridi ileri götüren teveccüh ve rabıtadır. Rabıtaya çok dikkat edeceksiniz. Her yerde şeyhinizden gafil olmayacaksınız. Şeyhimin ruhaniyeti hazır, karşımda duruyor. Her yerde dersine devam edeceksin. Dünyana da çalış, derslerini de güzel güzel yap ki hem dünyada hem ahirette saadete eresin.
Bir gün sohbette Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine "Efendim, bir gün tespihlerimizi okuyamazsak, zararımız ne olur?" diye bir sual soruldu.
Bunun üzerine Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri "Diyelim ki sizin bir dükkânınız var. Her gün o dükkânı açıp alış veriş yapıp para kazanıyorsunuz. Siz bir gün dükkânınızı açmazsanız ne olur? O günkü alışverişten, o günkü kazançtan geri kalmış olmaz mısınız?" diyerek bir soru sordu. Cevap olarak "Evet" dendi. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri de "Bu da bunun gibi ve buna benzer" dedi. İlave ederek, "Siz bir iş yerinde ça­lışıyorsunuz. Çalışmadığınız günlerin parasını size ödüyorlar mı?" diye sordu. "Hayır" cevabını alınca da Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri "İşte böyle, demek ki dünya işinde nasıl çalışmadığın günlerin karşılığı dünya geçimi için vasıta olan parayı alamıyorsan, daha doğrusu vermiyorlarsa, ahiret işi de böyle. Sen günlük okuduğun istiğfarın, salât u selâmın, Tevhidin ve diğer okuduğun esmaların ve îhlasların karşılığı olan sevapları, Allah Celle Celaluhü Hazretlerine ve Resulü Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimize olan yakınlığı, dostluğu elde ediyorsun değil mi? Bu tespihleri ve bu duaları okumadığın zaman bunların karşılığı olan se­vapları ve Allah Celle Celaluhü ve Resulü Hazreti Muhammed Mus­tafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimize olan yakınlığı nasıl elde edeceksin? Elde edemezsin değil mi?" diye sorunca, Cemaat "Evet" diye cevap verdi. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri devamla "Öyleyse günlük derslerimize ara vermeden, çalışıp karşılığı olan sevabı yani manevi ücretimizi, Ahiret paramızı, Ahiret harçlığımızı alalım ve arkadaşlarımızdan geri kalmadan, hiç bir şeyle değeri mukayese kabul etmeyen ve her şeyden kıymetli olan Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin ve sevgili Resulü Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sevgisini ve dostluğunu elde edelim" dedi.
"Dünyaya aldanmadan hep dünyada kalacakmış gibi değil, hem dünyamız hem de ahiretimiz için çalışalım. Nefse ve şeytana fırsat vermeyelim" diye buyurdular
Bir gün sohbette Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine "Efendim, bir gün tespihlerimizi okuyamazsak, zararımız ne olur?" diye bir sual soruldu. Bunun üzerine Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri "Diyelim ki sizin bir dükkânınız var. Her gün o dükkânı açıp alış veriş yapıp para kazanıyorsunuz. Siz bir gün dükkânınızı açmazsanız ne olur? O günkü alışverişten, o günkü kazançtan geri kalmış olmaz mısınız?" diyerek bir soru sordu. Cevap olarak "Evet" dendi. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri de "Bu da bunun gibi ve buna benzer" dedi. İlave ederek, "Siz bir iş yerinde ça­lışıyorsunuz. Çalışmadığınız günlerin parasını size ödüyorlar mı?" diye sordu. "Hayır" cevabını alınca da Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri "İşte böyle, demek ki dünya işinde nasıl çalışmadığın günlerin karşılığı dünya geçimi için vasıta olan parayı alamıyorsan, daha doğrusu vermiyorlarsa, ahiret işi de böyle. Sen günlük okuduğun istiğfarın, salât u selâmın, Tevhidin ve diğer okuduğun esmaların ve îhlasların karşılığı olan sevapları, Allah Celle Celaluhü Hazretlerine ve Resulü Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimize olan yakınlığı, dostluğu elde ediyorsun değil mi? Bu tespihleri ve bu duaları okumadığın zaman bunların karşılığı olan se­vapları ve Allah Celle Celaluhü ve Resulü Hazreti Muhammed Mus­tafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimize olan yakınlığı nasıl elde edeceksin? Elde edemezsin değil mi?" diye sorunca, Cemaat "Evet" diye cevap verdi. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri devamla "Öyleyse günlük derslerimize ara vermeden, çalışıp karşılığı olan sevabı yani manevi ücretimizi, Ahiret paramızı, Ahiret harçlığımızı alalım ve arkadaşlarımızdan geri kalmadan, hiç bir şeyle değeri mukayese kabul etmeyen ve her şeyden kıymetli olan Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin ve sevgili Resulü Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sevgisini ve dostluğunu elde edelim" dedi. "Dünyaya aldanmadan hep dünyada kalacakmış gibi değil, hem dünyamız hem de ahiretimiz için çalışalım. Nefse ve şeytana fırsat vermeyelim" diye buyurdular
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, bir gün bir toplulukta ihvanlara hitaben "Sa­baha kadar tespih çeken, Akşama kadar oruç tutan, namaz kılan, ama şeyhinin ve tarikatın hakkında Acaba şeyhim gerçekten şeyh midir? Değil midir? Diye tereddüde düşen veya şeyhinin aile efradının yaşantısı ve şeyhinde kendi düşünce ve görüşüne göre ayıp, kusur arama gibi işlere kalkışan müridin manevi sigortası atmış olur. Za­hiren evinizin sigortası atınca her ne kadar bağlı bulunduğunuz hatta elektrik olsa da, sizin evinizin elektriğinin yanmadığı gibi bu müridin manen sigortası attığı için şeyhinden gerekli feyzi alamaz ve bu yolda pek ilerleyemez. Evet, çektiği tespihten, tuttuğu oruçtan, kıldığı namazdan bir sevap alır. Ama tarikat adabına ve usulüne ve edebine riayetsizlikten dolayı şeyhine karşı olan içindeki bo­zukluktan, kendinin o bozukluğu, kendine mani ve perde ol­duğundan şeyhi vasıtasıyla gelecek feyizden ve nurdan nasibini tam alamaz, feyzini tam alamayınca da akranlarından geri kalır, terakki edip yükselemez, ilerleyemezsiniz" buyurmuşlardı.
Tarikat yolu yokluk yoludur. Varlık, benlik yapmak bu yolda şid­detle yasak. İnsanın, kendini beğenmesi büyük kabahat, çünkü in­sanın kendi nefsi "adivullahdır" yani nefis Allah Celle Celaluhü hazretlerinin düş­manıdır. Sen Allah Celle Celaluhü hazretlerine dostluk ilan edip bu iddiada bulunacaksın, sonra da onun düşmanı olan nefsini sevip be­ğeneceksin, bu olur şey değildir.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, bir gün bir toplulukta ihvanlara hitaben "Sa­baha kadar tespih çeken, Akşama kadar oruç tutan, namaz kılan, ama şeyhinin ve tarikatın hakkında Acaba şeyhim gerçekten şeyh midir? Değil midir? Diye tereddüde düşen veya şeyhinin aile efradının yaşantısı ve şeyhinde kendi düşünce ve görüşüne göre ayıp, kusur arama gibi işlere kalkışan müridin manevi sigortası atmış olur. Za­hiren evinizin sigortası atınca her ne kadar bağlı bulunduğunuz hatta elektrik olsa da, sizin evinizin elektriğinin yanmadığı gibi bu müridin manen sigortası attığı için şeyhinden gerekli feyzi alamaz ve bu yolda pek ilerleyemez. Evet, çektiği tespihten, tuttuğu oruçtan, kıldığı namazdan bir sevap alır. Ama tarikat adabına ve usulüne ve edebine riayetsizlikten dolayı şeyhine karşı olan içindeki bo­zukluktan, kendinin o bozukluğu, kendine mani ve perde ol­duğundan şeyhi vasıtasıyla gelecek feyizden ve nurdan nasibini tam alamaz, feyzini tam alamayınca da akranlarından geri kalır, terakki edip yükselemez, ilerleyemezsiniz" buyurmuşlardı. Tarikat yolu yokluk yoludur. Varlık, benlik yapmak bu yolda şid­detle yasak. İnsanın, kendini beğenmesi büyük kabahat, çünkü in­sanın kendi nefsi "adivullahdır" yani nefis Allah Celle Celaluhü hazretlerinin düş­manıdır. Sen Allah Celle Celaluhü hazretlerine dostluk ilan edip bu iddiada bulunacaksın, sonra da onun düşmanı olan nefsini sevip be­ğeneceksin, bu olur şey değildir.
Bir müride yaraşan şudur ki: İhvanlarını kendinden ileri tutmalı, ihvanların ilerleyip terfi etmeleri İçin çok çok dua ve ni­yazda bulunmalıdır. Bir kusurları olunca af cihetine gidilmeli, yapılan hata ve kabahat yüzüne vurulmamalı bu yüzden affı için Cenaba-ı Hakk' Celle Celaluhü Hazretlerine yalvarmalı, ihvanlarda ve hatta hiç kimsede ayıp ve noksan aramamalı, ihvanlar ile daima güzel ko­nuşup güler yüzlü olup iyi geçinmelidir.
Konuşurken daima yumuşak konuşmalı, sert ve kırıcı söz söy­leyip kimseyi kırıp incitmemek, kaba, kötü ve bir ihvana ve Müslüman´a yakışmayan küfür, yalan gibi sözler, hele hele hiç söylememektir. Daima ben yemeyeyim kardeşim yesin, ben içmeyeyim kardeşim içsin ben tarikatta yol almayayım kardeşim yol alsın diyeceksin ki Allah Celle Celaluhü Hazretleri size de versin. buyuruyorlar.
Bir müride yaraşan şudur ki: İhvanlarını kendinden ileri tutmalı, ihvanların ilerleyip terfi etmeleri İçin çok çok dua ve ni­yazda bulunmalıdır. Bir kusurları olunca af cihetine gidilmeli, yapılan hata ve kabahat yüzüne vurulmamalı bu yüzden affı için Cenaba-ı Hakk' Celle Celaluhü Hazretlerine yalvarmalı, ihvanlarda ve hatta hiç kimsede ayıp ve noksan aramamalı, ihvanlar ile daima güzel ko­nuşup güler yüzlü olup iyi geçinmelidir. Konuşurken daima yumuşak konuşmalı, sert ve kırıcı söz söy­leyip kimseyi kırıp incitmemek, kaba, kötü ve bir ihvana ve Müslüman´a yakışmayan küfür, yalan gibi sözler, hele hele hiç söylememektir. Daima ben yemeyeyim kardeşim yesin, ben içmeyeyim kardeşim içsin ben tarikatta yol almayayım kardeşim yol alsın diyeceksin ki Allah Celle Celaluhü Hazretleri size de versin. buyuruyorlar.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri bir sohbetinde şöyle anlattı: Geçmiş zamanda Gavs-ul Âzam Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin bir müridi seyahati esnasında yolu bir şehre uğrar.
Her nedense o şehir halkından derviş pek iltifat görmez hatta geceyi de o şehrin kab­ristanlığında geçirmek zorunda kalır. Bu duruma canı sıkılan derviş "Ben bu şehri alt üst etsem ne lazım gelir" der ve yanı başında bu­lunan bir mezar taşına sarılıp "Destur, himmet Ya Pirim Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh " deyip mezar taşını sallamaya başlar. O zaman bütün şehir de sallanmaya başlar. Demek ki şehir boş değilmiş. O saatte o şe­hirde bulunan velilerden biri "Bu şehre ne oluyor" diye kendisini to­parlamaya çalışır ve bakar ki o şehrin kabristanlığında bir derviş mezar taşına sarılmış o taşı salladıkça şehir de sallanıyor. Dervişe bir te­veccüh eder. Bakar ki dervişte o şehri sallayacak kuvvet yok. O der­vişin şeyhine teveccüh eder. Şeyhinde de o kuvvet yok. Bir de ne görsün bizatihi şehri sallayan Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri. Bu hali görünce alelacele şehrin kabristanlığına gider. Dervişi bulur. Ken­disinden Özür diler, gönlünü alır, evine getirip bizzat hizmetini yapıp kendisini o şehirden güzel bir şekilde uğurlar.
Yukarıda geçen olaydan bahsettikten sonra Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ko­nuyu bizimle alakalı bir hale getirerek "Oğlum, diyelim ki, beni her­hangi bir husus için çağırdınız. Ruhum ve manevi halim sizin o sı­kıntılı anınızda herhangi bir nedenle yardım edemedi. Kürklü Hacı Muhammed Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri var ya! O yetişir. Diyelim ki o da herhangi bir nedenle gelmedi. Herkesçe malum maruf, meşhur Hacı Ömer Hüdai Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri var ya! O gelir. Haydi, o da teşrif buyurmadı, büyük mürşid, Hıristiyanlara bile ululuğunu kabul ettirmiş Dede Osman Avni Baba Hazretleri var ya! O gelir. Haydi diyelim ki, o da hazır bulunamadı. Pir-i sani Abdurrahman Halis Talabani Hazretleri Allahın izniyle yetişir. Daha olmazsa tarikatın sahibi Gavsul Azam Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri gelir. Oğlum, bu böyledir." diye buyurdular.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri bir sohbetinde şöyle anlattı: Geçmiş zamanda Gavs-ul Âzam Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin bir müridi seyahati esnasında yolu bir şehre uğrar. Her nedense o şehir halkından derviş pek iltifat görmez hatta geceyi de o şehrin kab­ristanlığında geçirmek zorunda kalır. Bu duruma canı sıkılan derviş "Ben bu şehri alt üst etsem ne lazım gelir" der ve yanı başında bu­lunan bir mezar taşına sarılıp "Destur, himmet Ya Pirim Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh " deyip mezar taşını sallamaya başlar. O zaman bütün şehir de sallanmaya başlar. Demek ki şehir boş değilmiş. O saatte o şe­hirde bulunan velilerden biri "Bu şehre ne oluyor" diye kendisini to­parlamaya çalışır ve bakar ki o şehrin kabristanlığında bir derviş mezar taşına sarılmış o taşı salladıkça şehir de sallanıyor. Dervişe bir te­veccüh eder. Bakar ki dervişte o şehri sallayacak kuvvet yok. O der­vişin şeyhine teveccüh eder. Şeyhinde de o kuvvet yok. Bir de ne görsün bizatihi şehri sallayan Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri. Bu hali görünce alelacele şehrin kabristanlığına gider. Dervişi bulur. Ken­disinden Özür diler, gönlünü alır, evine getirip bizzat hizmetini yapıp kendisini o şehirden güzel bir şekilde uğurlar. Yukarıda geçen olaydan bahsettikten sonra Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ko­nuyu bizimle alakalı bir hale getirerek "Oğlum, diyelim ki, beni her­hangi bir husus için çağırdınız. Ruhum ve manevi halim sizin o sı­kıntılı anınızda herhangi bir nedenle yardım edemedi. Kürklü Hacı Muhammed Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri var ya! O yetişir. Diyelim ki o da herhangi bir nedenle gelmedi. Herkesçe malum maruf, meşhur Hacı Ömer Hüdai Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri var ya! O gelir. Haydi, o da teşrif buyurmadı, büyük mürşid, Hıristiyanlara bile ululuğunu kabul ettirmiş Dede Osman Avni Baba Hazretleri var ya! O gelir. Haydi diyelim ki, o da hazır bulunamadı. Pir-i sani Abdurrahman Halis Talabani Hazretleri Allahın izniyle yetişir. Daha olmazsa tarikatın sahibi Gavsul Azam Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri gelir. Oğlum, bu böyledir." diye buyurdular.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri bir sohbetinde: "Cenab-ı Hak Celle Celaluhü bir kuluna vereceği bir lutfü ilahi ihsanı, şeyhine bir yedi emin olarak teslim eder. O emanet şeyhte kalır. O kul zamanı gelir, nasibi kimde ise ona intisap eder. Çalışır hizmet eder, gayret eder. Cenab-ı Hak Celle Celaluhü Hazretleri ta­rafından kendisine ne lütfedilmiş ise yedi emin olarak şeyhinde olan nasibini alır" diye söylemişti. Bunun üzerine "Efendim, madem Cenab-ı Hak Celle Celaluhü tarafından o kul için teslim edilmiş, çalışıp hiz­met edip gayret etmezse, o ona verilecek nasip yine o kula verilmez mi?" diye sorunca "Verilmez" diye cevaplandırdı ve şöyle ilave etti:
O kul intisap edip, hizmet edip çalışarak o nasibi alacak seviyeye gelinceye kadar orada bekler. Ne zaman ki onu alıp taşıyacak du­ruma gelir. O zaman Cenab-ı Hak Celle Celaluhü Hazretleri tarafından şeyhi va­sıtası ile o kula, o müride o nasip verilir. Yoksa çalışmadan hizmet etmeden olmaz.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ile yapılan bir sohbette, Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine hitaben bazı İhvanlar tarafından, "Efendim, falanca ihvanın durumu ve konuşması Tarikatı Aliye'ye muhalif. Bu ve bunun gibi olan­ların manevi hastalığı olanların neticesi nasıl olur?" denince, Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, o soru soran şahsa "Siz askerlik yaptınız, gördünüz ve biliyorsunuz ki bulunduğunuz alay veya daha büyük bir askeri teş­kilatta o topluluğun içindeki askerlerin normal sosyal ya­şantılarında lazım olan her şey düşünülüp yapılmış. Bir de bu kadar kalabalık topluluğun içinde bu topluluğa ayak uyduramayan veya ayak uydurmak istemeyen bu topluluktan ayrılmak isteyen veya firar eden, kavga eden birbirini yaralayan, intihar eden ve nor­mal hastalananlar olur düşüncesi ile o topluluğun nezaret yeri, mahkemesi, hapishanesi, hastanesi ve bunlarla ilgili işleri yürüten personeli olup gerekeni yapıyorlar. Ve nasıl o topluluk varlığını ve varlık gayesine uygun hizmete devam ediyor ise zahiren görülmüyorsa da manen aynı düzen var. Allah Celle Celaluhü Hazretleri emir bu­yurur. Evliyası da aynen uygular" diye açıkladılar.
Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri bir sohbetinde: "Cenab-ı Hak Celle Celaluhü bir kuluna vereceği bir lutfü ilahi ihsanı, şeyhine bir yedi emin olarak teslim eder. O emanet şeyhte kalır. O kul zamanı gelir, nasibi kimde ise ona intisap eder. Çalışır hizmet eder, gayret eder. Cenab-ı Hak Celle Celaluhü Hazretleri ta­rafından kendisine ne lütfedilmiş ise yedi emin olarak şeyhinde olan nasibini alır" diye söylemişti. Bunun üzerine "Efendim, madem Cenab-ı Hak Celle Celaluhü tarafından o kul için teslim edilmiş, çalışıp hiz­met edip gayret etmezse, o ona verilecek nasip yine o kula verilmez mi?" diye sorunca "Verilmez" diye cevaplandırdı ve şöyle ilave etti: O kul intisap edip, hizmet edip çalışarak o nasibi alacak seviyeye gelinceye kadar orada bekler. Ne zaman ki onu alıp taşıyacak du­ruma gelir. O zaman Cenab-ı Hak Celle Celaluhü Hazretleri tarafından şeyhi va­sıtası ile o kula, o müride o nasip verilir. Yoksa çalışmadan hizmet etmeden olmaz. Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ile yapılan bir sohbette, Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine hitaben bazı İhvanlar tarafından, "Efendim, falanca ihvanın durumu ve konuşması Tarikatı Aliye'ye muhalif. Bu ve bunun gibi olan­ların manevi hastalığı olanların neticesi nasıl olur?" denince, Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, o soru soran şahsa "Siz askerlik yaptınız, gördünüz ve biliyorsunuz ki bulunduğunuz alay veya daha büyük bir askeri teş­kilatta o topluluğun içindeki askerlerin normal sosyal ya­şantılarında lazım olan her şey düşünülüp yapılmış. Bir de bu kadar kalabalık topluluğun içinde bu topluluğa ayak uyduramayan veya ayak uydurmak istemeyen bu topluluktan ayrılmak isteyen veya firar eden, kavga eden birbirini yaralayan, intihar eden ve nor­mal hastalananlar olur düşüncesi ile o topluluğun nezaret yeri, mahkemesi, hapishanesi, hastanesi ve bunlarla ilgili işleri yürüten personeli olup gerekeni yapıyorlar. Ve nasıl o topluluk varlığını ve varlık gayesine uygun hizmete devam ediyor ise zahiren görülmüyorsa da manen aynı düzen var. Allah Celle Celaluhü Hazretleri emir bu­yurur. Evliyası da aynen uygular" diye açıkladılar.
Vefatı

Her anı kutsal, çile dolu, hizmet dolu, ibadet dolu, sevgi dolu 84 senelik ömür sonunda 17 Eylül 1979’da Pazartesi günü 10.30’da Suâdiye’deki evinde Hakk’a yürüdü. Ardında binlerce derviş, ser-zâkir, nâib, nekib ve ismi yukarıda yazılı çok kıymetli halifeler bırakarak vazifesini tamamlamıştır.

Son sözü;

“Allahümmeğfirlî verhamnî ve elhıknî bi’r-rafîkı’l-a’lâ / Allah’ım beni affet, bana acı ve beni en yüce makama ulaştır.”oldu.

Kabri şerifleri, Trabzon Akçaabat’ta Şehitlik Tepesi’ndeki türbesindedir. Ziyaret edilmekte, feyiz ve bereketlerine kavuşulmaktadır.

Ruhu şad olsun, himmeti hazır olsun.

Allah (c.c) sırrının kudsiyetini artırsın.

Şefaati cümlemizin üzerine olsun.

Esas kabri sevenlerinin gönüllerindedir.

Rahmetullâhi aleyh…
Vefatı Her anı kutsal, çile dolu, hizmet dolu, ibadet dolu, sevgi dolu 84 senelik ömür sonunda 17 Eylül 1979’da Pazartesi günü 10.30’da Suâdiye’deki evinde Hakk’a yürüdü. Ardında binlerce derviş, ser-zâkir, nâib, nekib ve ismi yukarıda yazılı çok kıymetli halifeler bırakarak vazifesini tamamlamıştır. Son sözü; “Allahümmeğfirlî verhamnî ve elhıknî bi’r-rafîkı’l-a’lâ / Allah’ım beni affet, bana acı ve beni en yüce makama ulaştır.”oldu. Kabri şerifleri, Trabzon Akçaabat’ta Şehitlik Tepesi’ndeki türbesindedir. Ziyaret edilmekte, feyiz ve bereketlerine kavuşulmaktadır. Ruhu şad olsun, himmeti hazır olsun. Allah (c.c) sırrının kudsiyetini artırsın. Şefaati cümlemizin üzerine olsun. Esas kabri sevenlerinin gönüllerindedir. Rahmetullâhi aleyh…
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Hacı Mustafa Hayri Efendi (K.S)
Deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Detay: Çerez Politikası