Muridan
Selmân-ı Farisi'nin (ra) Zühdü İle İlgili Rivayetler, Kitâbü'z-Zühd

Selmân-ı Farisi'nin (ra) Zühdü İle İlgili Rivayetler, Kitâbü'z-Zühd

810. Cerîr, Selmân'ın kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ey Cerîr! Allah için mütevazi ol. Zira kim Allah için dünyada mütevazı olursa, Allah kıyamet gününde onun kadrini yüceltir." 811. Selmân'ın (ra): "İnsanların en fazla günah işleyenleri Al­lah'a isyan olan şeyleri en fazla konuşanlarıdır" dediği rivayet edil­miştir.

810. Cerîr, Selmân'ın kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ey Cerîr! Allah için mütevazi ol. Zira kim Allah için dünyada mütevazı olursa, Allah kıyamet gününde onun kadrini yüceltir."
  
811. Selmân'ın (ra): "İnsanların en fazla günah işleyenleri Al­lah'a isyan olan şeyleri en fazla konuşanlarıdır" dediği rivayet edil­miştir.
 
812. Hasan'dan rivayet edildiğine göre, yaklaşık otuz bin müslümana emirlik yaparken Selmân'ın (ra) geliri beş bin dirhemmiş. İnsanlara da hitab ederken, yansını üzerine aldığı bir abaye'nin diğer yarısı üzerine oturur, öyle hitab edermiş. Geliri toplandı­ğında onu (alır dağıtır) yine elinin kazancını yermiş.
 
813. Nâfİ b. Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, bir gün Selmân bir merkep damına veya müşrike birisinin evine namaz kı­labilecek bir yer var mı diye bakmaya gelmiş de, o müşrike ona: "Sen kalb temizliğine bak, namazım dilediğin yerde kıl" demiştir. Bunun üzerine Selmân: "(Ne demek istediğini) anladım" demiştir.
 
814. Ebû Osman en-Nehdî'den rivayet edildiğine göre, Selmân şöyle demiştir: "Çarşıya ne ilk giren ol ve ne de en son çıkan. Çün­kü şeytanın kaleleri ve merkezleri oralardır." Yahya da diyor ki: "(Çarşılar) şeytanın harbinin cereyan ettiği yerlerdir."
 
815. Meymun'dan rivayet edildiğine göre, Huzeyfe ve Selmân Nebt'lı bir kadının evinde konaklamışlar ve namaz vakti gelince: "Şurada temiz bir yer var, orada namazı kılabiliriz" demişler. Ka­dın: "Sen kalbini temizlemeye bak" demiş. Bu söz üzerine biri öte­kine: "Al sana, kafir bir kalbden hikmetli bir söz" demiş.
 
816. Selmân'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Yedi (sınıf) kimse, Allah'ın himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamet gününde O'nun himayesinde olacaklardır. Bunlardan biri­si, (mümin) kardeşi ile karşılaştığında ona: 'Seni Allah için seviyo­rum!' diyen ve aynı karşılığı gören kimsedir. Bir diğeri, Allah'ı zik­redip te, Allah korkusundan gözleri dolup ağlayan kimsedir. Diğer biri, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar verdiği sadakayı gizleyen kimsedir. Bir başkası son derece güzel bir hanım kendisi­ni davet ettiğinde: 'Ben Allah'tan korkarım' diyerek, ona icabet et­meyen kimsedir. Başka biri, gönlündeki sevgisinden dolayı kalbi mescitlere bağlı olan kimsedir. Bir diğeri, namaz vakitleri için sü­rekli güneşi gözetleyen kimsedir. Sonuncusu ise, konuştuğu vakit ilimle konuşan ve ancak hilmi yüzünden susan kimsedir."[1]
 
817. Selmân'ın (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar, bir önceki nesil gitmeden, yetişen nesil, ilim elde etmeye devam et­tikçe hayır üzeredirler. Ancak, yeni nesil, gerekli ilmî donanıma sahip olmadan önceki neslin ölüp gitmesi halinde helake düşerler."
 
818. Selmân'dan rivayet edildiğine göre o: "Şayet insanlar, Al­lah'ın zayıf kimselere yardımım bilselerdi sırtlarını doğrultmazlardı. Allah Teâlâ, ellerini uzatıp ta kendisinden hayır isteyen bir ku­lunu boş çevirmekten haya eder" der. Ona denilir ki: "Bir insan Kur'ân okuyarak gecelese, bir diğeri de Allah'ı zikrederek gecelese, bunlardan hangisi üstündür, dersin?" O da: "Güzelce abdest alıp ta yalnızca ibadet etmek için mescide gelen her kişi, Allah'ı ziyaret etmiş demektir ve Allah, ziyaretçiye yapılması gereken ikramı yapmayı kendisine bir ahd telakki etmiştir" demiştir.
 
819. Selmân diyor ki: "Bir zât, 'el-hamdüli'llahi kesiran' dedi de, melek onu nasıl yazacağını bilemedi. Ve Rabbine dönerek (ne yapacağını sordu), O da 'Aynen kulumun dediği gibi yaz' dedi."
 
820. Osman b. Ebû'1-Âs'm şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Eğer cuma ve cemaat olmasaydı, evimin tepesine bir yer yapar, mezara gidinceye kadar oradan çıkmazdım."
 
821. Bilâl'in hanımı Hind el-Havlâniye'nin, "Ben Bilâl'in 'Al­lah'ım! İyiliklerimi kabul buyur, günahlarımı affet ve evlatlarım konusunda da beni mazur gör' dediğini duyardım" diye haber ver­diği rivayet edilmiştir.
 
822. Ebû Süfyân üstadlarmdan şunu rivayet etmiştir: "Sa'd, birgün hastalığından dolayı Selmân'ı ziyarete gelmişti. Selmân ağ­ladı. Sa'd ona: 'Ey Ebû Abdullah! Niye ağlıyorsun ki, Resûlullah (sav) senden hoşnud olarak vefat etti. Kıyamet gününde havzmda olacaksın ve arkadaşlarına da kavuşacaksın' dedi. Bunun üzerine Selmân: 'Ben ne ölüm korkusundan ve ne de dünyaya olan hırsım­dan dolayı ağlıyorum. Fakat Resûlullah (sav) bize tavsiye etti ve dedi ki: 'Dünyadan nasibiniz ancak bir yolcunun azığı kadar ol­sun' Halbuki şu benim etrafımdaki eşyalara bak' dedi. Sa'd diyor ki: 'Etrafında bulunan da, bir leğen, bir çamaşır kabı ve bir de ça­naktı.' Sa'd: 'Ey Ebû Abdullah! Bize bir nasihat et te, senden sonra ona yapışalım' dedi. O da: 'Ey Sa'd, bir işe azmettiğinde, yemin et­tiğinde ve bir konuda hükmettiğinde Allah'ı mutlaka an' dedi."
 
823. İsmail b. Âbid, Âiz b. Amr'm şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: "Tasımda bulunanı evimin içine dökmem, bana müslümanların gelip geçtikleri yola dökmemden daha sevimlidir." İsmail b. Âbid diyor ki: "O, evinden dışarıya asla su atmazdı. Birisi onun cennet ehlinden olduğunu rüyasında gördü."
 
824. eş-Şeybânfnin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mesleme[2] ile birlikte Konstantiniye'de (İstanbul'da) idik. Mancınıkların ya­nından yaralılar taşınıyordu. Mesleme'nin ise rengi kaçmıştı. Biri­sinin tercî yani, innâ li'llahi ve innâ ileyhi râciûn dediğini duy­dum: 'Neden öyle diyorsun?' diye sordum. Bana 'Biz, Mâlik b. Ab­dullah el-Has'amî ile birlikteydik. Müslümanlardan birisi yaralan­dı. Mâlik b. Abdullah'a akşam yemeği getirildi, yemedi. Ertesi gün oruç tuttu. Ve üç gün üç gece (ona üzüntüsünden) ağzına lokma koymadı. Baktım ki; insanlar,bir adamın en yakın dostunu taziye ettiği gibi onu taziye ediyorlar."
 
825. Mâlik b. Abdullah'ın mevlâsı Hassân'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mâlik'in ayağında bir damar vardı ve üzerinde de 'Allah' yazıyordu. Abdest alırken ona bakmaya başladım. Bana: 'Ne bakıyorsun? Onu hiçbir kâtip yazmamıştır' dedi."
 
826. Muâviye b. Kurre, babasından naklen şöyle demiştir: "Yavrum! Allah'ı zikreden bir gurubun içerisinde olursun da, her­hangi bir işin çıkarsa, kalkacağın zaman onlara selam ver. Zira böylece sen oturdukları müddetçe onlara ortak olmaya devam edersin."
 
827. Ebû Ümâme, Resûlullah'ın (sav) şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah Teâlâ'nın yeryüzünde birtakım kapları vardır. Onların Allah'a sevimli olanları, ince ve pâk olanlarıdır. Allah'ın yeryüzündeki kapları, sâlih kullarının kalpleridir.[3]
 
Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd (IV. Bölüm)
 
[1] Buhârî 1/168, 2/138, 8/126; Müslim, Zekat bab 30 no 91; Tirmizî 2391; Nesâî, Adâbü'l-kuzât, bab 2; Müsned-i Ahmed 2/439.
[2] Ebû İshak Süleyman
[3] Hilâfü's-sâdeti'l-müttakîn, 6/209, 7/234.
 

Top