Hakkımızda
Muridan — Kadiri-Halisiyye Tasavvuf Portali Muridan

Gaflet Uykusundan Uyanmak: Yaratılış Gayemizi Hatırlamak

Yazar: Editör 6 Kasım 2026 53 okunma
GAflet uykusunda
Yazı boyutu

İnsan, uyumak ve dünyaya dalmak için değil; Rabbini tanımak, O'na kulluk etmek ve ömrünü hayırlı hizmetlerle değerlendirmek için yaratılmıştır.

Tasavvuf büyüklerinin sözlerinde ve şiirlerinde insanı derin bir muhasebeye davet eden nice incelikler vardır. Bazen birkaç mısra, insanın bütün bir ömrünü yeniden gözden geçirmesine vesile olur. Gönülde bir uyanış meydana getirir; insana nereden gelip nereye gittiğini, niçin yaratıldığını ve ömrünü ne uğruna tükettiğini hatırlatır.

Üftâde Hazretleri'ne nispet edilen "Çağırdı Beni Uykuda" başlıklı bu ilâhi de böylesi bir uyanışın davetini taşımaktadır. 

Çağırdı Beni Uykuda

Çağırdı beni uykuda bir hâtıf-ı esrâr,
Dur yatma ne yatarsın eyâ tâlib-i cânân!

Hilkatte seni yatmak için halk etmedi Hâlık,
Yarattı seni hizmet için Hâlık-ı Cebbâr.

Sülüsânı geçince gecenin, emr-i Hak ile,
Gökten yere ine bir melek, ey yâr.

Çağıra kimin hâceti varsa cânib-i Hakk'tan,
Dursun dilesin, vakti seher geçmeye pazar.

Nevruz uyanık buldu bu derd içre devâyı,
Dur yatma eğer ister isen sen dahi dîdâr.

Not: Şiirin farklı kaynaklarda küçük kelime ve mısra farklılıklarıyla aktarılan nüshaları bulunmaktadır.

Bir Çağrı: Dur, Daha Ne Zamana Kadar Uyuyacaksın?

Şiirin ilk mısraındaki "hâtıf-ı esrâr" ifadesi, gizli hakikatleri bildiren, insanı derin düşüncelere sevk eden bir ses anlamındadır. Şairin uykusunda duyduğu bu ses, şiirin bütününe yayılan bir ikazın başlangıcıdır.

"Dur yatma ne yatarsın eyâ tâlib-i cânân!"

Burada hitap edilen kişi, cânânı, yani sevgiliyi arayan; Hakk'ın rızasına ve yakınlığına talip olan kimsedir.

İnsanın uyuması, dinlenmesi ve bedeninin ihtiyaçlarını karşılaması elbette hayatın tabii bir gereğidir. Nitekim uyku, Allah Teâlâ'nın insanlara lütfettiği nimetlerden biridir. Ancak şiirdeki uyku, yalnızca gözlerin kapanması değildir. Asıl üzerinde durulan, kalbin hakikate karşı duyarsızlaşması, insanın ömrünü gaflet içinde tüketmesi ve kendisini hangi maksatla yaratıldığını unutarak yaşamasıdır.

Nice insan vardır ki gözleri açık olduğu hâlde hakikati göremez. Günlerini geçirir, işleriyle meşgul olur, dünyalık ihtiyaçlarının peşinden koşar; fakat bir gün kendisine şu soruyu sormaz:

Ben kimim? Nereden geldim? Bu dünyada ne için bulunuyorum? Ömrüm hangi gayeye hizmet ediyor?

İşte şiirin çağrısı, insanı bu sorularla yüzleşmeye davet etmektedir.

Yarattı Seni Hizmet İçin Hâlık-ı Cebbâr

Şiirin en dikkat çekici tarafı, insanın yaratılış gayesini hizmet kavramıyla ifade etmesidir.

Hâlık-ı Cebbâr, her şeyi yaratan, mutlak kudret ve hükümranlık sahibi olan Allah Teâlâ'dır. İnsan ise O'nun yarattığı, kendisine akıl, irade ve sorumluluk verilen bir kuldur.

Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz insanın yaratılış gayesini şöyle bildirmektedir:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
(Zâriyât, 51/56)

Bu âyet-i kerîme, insanın var oluşundaki temel gayeyi açıkça ortaya koymaktadır: Allah'a kulluk etmek.

Şu hâlde insanın hayatı başıboş, gayesiz ve anlamsız değildir. Her nefes, her davranış ve her tercih, kulluk sorumluluğunun bir parçasıdır.

Burada hizmet kavramını da yalnızca bir iş görmek veya başkalarına yardım etmek şeklinde daraltmamak gerekir. Hizmet, öncelikle Allah'a kulluk şuuruyla yaşamaktır. İbadetlerini yerine getirmek, haramlardan sakınmak, güzel ahlâk sahibi olmak, ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını gözetmek, insanlara faydalı olmak ve bütün bunları Allah'ın rızasını gözeterek yapmak bu şuurun tezahürleridir.

Bir insanın ilmiyle, malıyla, kalemiyle, emeğiyle veya güzel ahlâkıyla insanlığa faydalı olması da niyetinin güzelliği ölçüsünde bu hizmet anlayışının içinde yer alır.

Dolayısıyla hizmet, yalnızca belli bir mekâna veya belli bir vazifeye mahsus değildir. Kulluğunu hayatının merkezine alan insan için hayatın her alanı bir hizmet ve sorumluluk sahasıdır.

Seher Vaktinin Daveti: Manevî Pazarı Kaçırma!

Şiirin gece ve seher vaktiyle ilgili beyitleri, insanı gecenin son bölümünün kıymeti üzerinde düşünmeye davet etmektedir.

Sülüsân, bir şeyin üçte ikisi demektir. Gecenin üçte ikisinin geçmesi, son üçte birlik bölümün başlaması anlamına gelir. Şiirde bu vakitte gökten bir meleğin inişinden ve seher vaktinin kıymetinden söz edilmektedir.

Burada şiirin edebî anlatımını, hadis-i şeriflerde bildirilen seher vaktinin faziletiyle birlikte değerlendirmek mümkündür. Bununla birlikte şiirdeki melek ifadesini hadis metninin doğrudan karşılığı olarak görmemek gerekir.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Her gece, gecenin son üçte biri kaldığında Rabbimiz dünya semasına iner ve şöyle buyurur: Bana dua eden yok mu, duasına icabet edeyim? Benden isteyen yok mu, ona vereyim? Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım?"
(Buhârî, Teheccüd, 14; Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn, 168)

Şiirdeki seher vaktine yapılan vurgu, bu mübarek zaman diliminde dua, istiğfar ve niyazla Allah'a yönelmenin önemini hatırlatmaktadır.

Özellikle "vakt-i seher geçmeye pazar" ifadesi oldukça manidardır. Pazar, alışverişin yapıldığı, ihtiyaçların karşılandığı yerdir. Şair, seher vaktini de insanın dua ve istiğfarla ilâhî lütuflara yöneldiği manevî bir pazar olarak tasvir etmektedir.

İnsan bu vakitlerde Rabbine yönelmeli, günahları için bağışlanma dilemeli, ihtiyaçlarını O'na arz etmeli ve kalbini O'nun zikriyle diri tutmalıdır.

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın salih kulları şöyle anlatılır:

"Onlar geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi."
(Zâriyât, 51/17-18)

Elbette herkesin hayat şartları ve sorumlulukları farklıdır. Burada esas olan, insanın kendisine ayrılan ömrü gafletle tüketmemesi, imkânı nispetinde ibadet ve zikre zaman ayırmasıdır.

Gafletin Panzehiri: Zikir ve Uyanık Bir Kalp

Tasavvuf yolunda üzerinde en çok durulan meselelerden biri, kalbin gafletten kurtulmasıdır. Çünkü insanın hakikati tanıması, yalnızca bilgi sahibi olmasıyla değil, bildiği hakikatin şuuruyla yaşamasıyla mümkündür.

Rabbimiz şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin."
(Ahzâb, 33/41)

Zikir, yalnızca dilin tekrarı değildir. Dilin Allah'ı anması, kalbin O'nu hatırda tutması ve insanın davranışlarını bu şuurla düzenlemesidir.

İnsan Allah'ı zikrettikçe yaratılış gayesini hatırlar. Dünya meşguliyetlerinin gönlünü bütünüyle işgal etmesine izin vermez. Nefsinin arzularını ölçüye vurur, vaktinin kıymetini bilir ve her geçen günün kendisini ebedî hayata biraz daha yaklaştırdığını idrak eder.

Bu sebeple tasavvuf büyükleri, gafletten uyanmayı ve kalbin zikirle dirilmesini daima öğütlemişlerdir.

Nevruz ve Dîdâr Arzusu

Şiirin son beytinde Nevruz adına yer verilmesi ayrıca dikkat çekicidir. Şiirin bir derlemede sonunda Nevruz imzasıyla tamamlanması, bu kelimenin yalnızca bahar mevsimini ifade eden bir sözcük olmadığını, güfte sahibinin adı veya mahlası olarak kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir.

Ancak Nevruz'un kimliği hakkında kesin bir bilgiye ulaşılmış değildir.

Şiirin sonundaki dîdâr arzusu ise tasavvufî düşüncenin önemli kavramlarından birine işaret eder.

Dîdâr, sevgilinin yüzünü ve cemalini görmek demektir. Tasavvufî dilde Allah'ın cemaline kavuşma arzusu ve O'nun rızasına erişme ümidiyle de ilişkilendirilir.

Hakk'ın cemaline talip olan kimsenin gönlü, dünya meşguliyetleri arasında kaybolup gitmemelidir. Bu talep, yalnızca sözde kalan bir arzu değil; ibadet, zikir, güzel ahlâk ve hizmetle beslenen bir yöneliş olmalıdır.

Zira hakiki talep, gayret ve samimiyetle belli olur.

Ömür Bir Emanettir, Her Nefesin Bir Hesabı Vardır

İnsan çoğu zaman ömrünün uzun olduğunu düşünerek yapması gerekenleri erteler. İyiliği yarına, ibadeti başka bir zamana, tövbeyi daha sonraki bir güne bırakır. Hâlbuki insanın elinde bulunan, yalnızca yaşadığı andır.

Rabbimiz şöyle buyurur:

"O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır."
(Mülk, 67/2)

Demek ki hayat, yalnızca yaşayıp geçmekten ibaret değildir. Asıl mesele, bu hayatı nasıl değerlendirdiğimizdir.

Kaç yıl yaşadığımızdan önce, o yılları nasıl geçirdiğimiz önemlidir. Ne kadar kazandığımızdan önce, kazandıklarımızı nerede ve nasıl kullandığımız; ne kadar konuştuğumuzdan önce, sözlerimizin neye hizmet ettiği; ne kadar meşgul olduğumuzdan önce, meşguliyetlerimizin bizi hangi istikamete götürdüğü üzerinde düşünmeliyiz.

İnsan bazen çok çalışır ama ne için çalıştığını unutabilir. Çok şey elde eder ama elde ettiklerinin kendisini Allah'a yaklaştırıp yaklaştırmadığını düşünmez. İşte tasavvufun insana kazandırmak istediği şuur, bu muhasebeyi hayatın bir parçası hâline getirmektir.

Sonuç: Uyan Ey Gönül, Ömrünü Hakk'a Hizmetle Geçir!

"Çağırdı Beni Uykuda" ilâhisi, birkaç mısra içerisinde insanın yaratılış gayesine dair önemli bir hakikati hatırlatmaktadır.

İnsan, dünyaya geliş maksadını unutmamalıdır. Gaflet uykusuna dalıp ömrünü tüketmemeli; Rabbini tanımaya, O'na kulluk etmeye ve hayatını hayırlı işlerle değerlendirmeye gayret etmelidir.

Unutulmamalıdır ki kulluk yalnızca belli vakitlerde yerine getirilen ibadetlerden ibaret değildir. Namazımızda, ticaretimizde, aile hayatımızda, insanlarla münasebetlerimizde, sözümüzde ve davranışlarımızda Allah'ın rızasını gözetmek, kulluk şuurunun hayatın bütününe yayılmasıdır.

Öyleyse insan, kendisine şu soruyu sormalıdır:

Ben bu ömrü ne için yaşıyorum?

Dünya meşguliyetleri arasında kaybolup giden bir ömür mü, yoksa Rabbimizin rızasını arayarak değerlendirilen bir ömür mü?

Gelin, bu mısraların çağrısını gönlümüzde canlı tutalım. Gafletten uyanalım, zikrullah ile kalbimizi diri tutalım, kulluk vazifemizi yerine getirelim ve bize verilen ömrü hayırlı hizmetlerle değerlendirelim.

Çünkü insanın asıl kazancı, dünyada ne biriktirdiği değil, Rabbine hangi hâl üzere yöneldiğidir.

Allah Teâlâ bizleri gaflet uykusundan uyanan, yaratılış gayesini bilen, zikrinden ayrılmayan ve ömrünü rızasına uygun hizmetlerle değerlendiren kullarından eylesin. Âmin.


Kaynak ve aidiyet notu: Şiir, bazı kaynaklarda Üftâde Hazretleri'ne nispet edilmektedir. Bununla birlikte Mehmet Akif Arlı'nın hazırladığı Gönül Sultanlarından İnciler adlı derlemede Nevruz imzasıyla yer almakta; İSAM Cüneyd Kosal Klasik Türk Musikisi Arşivi'nde Zekâi Efendi bestesi, Nevruz güftesi olarak kayıtlı bulunmaktadır. Şairin kimliği ve Üftâde Hazretleri'ne nispeti kesin olarak tespit edilememiştir.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Detay: Çerez Politikası